<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>divan &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/divan/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "divan"</description>
	<pubDate>Sun, 12 Oct 2008 01:03:12 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[Mehmetler Nasıl Fatih Olur?]]></title>
<link>http://paradies.wordpress.com/?p=935</link>
<pubDate>Sun, 28 Sep 2008 20:25:21 +0000</pubDate>
<dc:creator>paradies</dc:creator>
<guid>http://paradies.es.wordpress.com/2008/09/28/mehmetler-nasil-fatih-olur/</guid>
<description><![CDATA[
“Sanman taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik. Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik” (F]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f3/Sarayi_Album_10a.jpg/180px-" alt="fatih sultan mehmet" /></p>
<p><strong>“Sanman taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik. Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik” (Fatih Sultan Mehmet)</strong></p>
<p><strong>[Bizim bu dünyaya zenginlik, (iktidar, mal, mülk), makam talep etmek, (bunların peşinde koşmak) için geldiğimizi sanmayın. Biz bu âleme bir sevgili için, (onun uğrunda) âh etmeye geldik.]</strong></p>
<p>Sultan II. Mehmed Han, “Fatih” olduğu kadar şairdir de. Divan tertip eden ilk Osmanlı padişahı olan bu büyük cihangir, “Avnî” mahlasıyla güzel şiirler yazmıştır. Bu şiirler, Fatih’in otuz senelik saltanat dönemindeki destanî muvaffakiyetlerinin gerisindeki aşka, inanca, anlayışa; onun muhsin şahsiyetine işaret etmesi bakımından mühimdir. Gerçi o daha toy bir delikanlıyken bile tahttan feragat ederek dünyaya karşı istiğnasını ortaya koymuştur.<!--more--></p>
<p>İhtişamıyla nam salmış Bizans’ı düşürdükten sonra, çağ açan bir hükümdar olarak Sarayburnu’na dünyanın en mütevazı sarayını yaptırmakla, büyüklenmeyi aklının ucundan dahi geçirmediğini göstermiştir. Hocası Molla Gürani’yi her gördüğünde ayağa kalkarak onun elini öpen, cihanı titreten bir sultanken de hocasının kendisine “Mehmed” diye hitap etmesinden mesrur olan bir padişahtır.</p>
<p>Karadeniz’in sarp dağlarında binbir meşakkatle Trabzon üstüne yürürken, Akkoyunlu Uzun Hasan’ın annesi Sâre Hatun’un, biraz da Fatih’i seferden caydırma niyeti taşıyan, “Hay oğul, bunca zahmet niyedir?” itirazına, “Ana, bu zahmet din yolundadır; zira bizim elimizde İslâm’ın kılıcı vardır!” diyerek üstlendiği vazife ve mesuliyeti sarahaten tarif eylemiştir.<br />
Böyledir bizim Fatih Sultan Mehmed Han’ımız. Böyledir, çünkü daha el kadar çocukken dizinin dibine oturduğu Ak Şemseddin’in tasavvuf terbiyesinden geçmiştir. Ak Hoca’sının kendisine nasip vermesi için nasıl yandığını bilen bilir. Hocasının, “Islah-ı memleketten gayrı nesneye iştigâl göstermeyesüz!” telkini karşısında nasıl meyus olduğunu da. Gazi hünkâr için ezelde taht takdir edilmiş, uğru açık kılınmıştır. Devletli bir hükümdardır o.</p>
<p>“Devlet”, nöbetle bir diğerinin eline geçmek suretiyle kişiye mevki, itibar, galebe ve saadet getiren mülk, servet, zenginlik yahut salahiyettir. Fatih; liyakati, idaresi, zaferleri ile dünyanın gıpta ettiği genç bir sultan olarak şöhret bulmuş, bir faninin çıkabileceği en yüksek dünyevî makama erişmiştir. Fakat bütün bunlar kuru bir cihangirlik davasının eseri değildir.</p>
<p>Bu sebeple Fatih, zahire bakıp onun devlet ve mevki-makam talebiyle gaza eylediğini düşünebileceklere yukarıdaki mısralarla ikazda bulunuyor: “Ne devlet, ne makam, ne de bu dünyaya ait başka bir talep, bizatihi bizim maksadımız olamaz. Bizim tek derdimiz vardır, o da ‘bir yâr için âh etmek’tir.”</p>
<p>“Yâr”, yani dost, yani sevgili, “bir”dir ve cemâl-i mutlak olan Allah Tealâ’dır. “Âh” ise lafza-i celâl zikridir. Çünkü “âh”, Allah ism-i şerifinin kısaltılmış telaffuzudur. “Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik” demek, biz bu dünyaya Cenâb-ı Azimüşşan’ı zikretmeye, her hal ü kârda O’nu hatırlamaya, her adımımızı O’na göre atmaya geldik demektir. Âh etmek, yani zikir, ahde vefanın işaretidir, Elest Meclisi’ndeki misakımızın iktizasıdır. Böyle bir zikir, “dervişin fikri ne ise zikri de odur” kavlince Allah’ın her daim kalbimizde olduğuna delalet eder. Zikir, yüklendiğimiz emanetin icabıdır; kulluk şuurudur. Hakiki zâkir, kendisine ikram edilen dünyevî nimetler ne kadar çok olursa olsun, kulluk çizgisini aşmaz. Zikir, fani olanı hak ettiği mesabede tutup, baki olana yönelmedir. Zenginliğin, iktidar hırsının, mevkiin peşinde kendimizi tüketmekten bizi halâs edecek yegâne imkândır zikir.</p>
<p>Fatih’in gül koklayan bir portresi vardır. Bunu gören bir Fransız ressam taaccüp eder: “Biz eğer çağ açıp çağ kapayan Fatih’in resmini yapacak olsaydık, bir eline kılıç verir, bir ayağını azametle dünya küresinin üzerine koydururduk. Halbuki siz Fatih’in eline gül vermişsiniz.” der. O Fransız, “bir yâr için âh etme”nin manasından bihaber olduğu için şaşırmıştır. Yahut Fatih “bir yâr için âh etme”nin lezzetinden haberdar olduğu içindir ki Rasûl-i Zîşân’ın sembolü olan gülü, şaşmaz bir kılavuz gibi nazarından ırak tutmamıştır.</p>
<p>Fatih’in “biz bu dünyaya Allah’ı zikretmeye, O’nu hep hatırda tutmaya geldik” yerine “âh etmeye” geldik demesi, aşktandır. Öyle ya, ecdat hat levhalarında boşuna “âh min’el-aşk” meşk etmemiştir.</p>
<p>“Âh”, kulluk şuur ve sadakatini ifade ettiği kadar, Mevlâ’dan ayrı olmanın, dünya gurbetinde bulunmanın elemini; Yegâne Dost’a ulaşmanın iştiyakını, O’na duyulan hasretin ateşini de ifade eder. Yanan bir kalbin göklere çıkan şerareli dumanıdır âh. Aşkın izharıdır, aşktandır.</p>
<p>İşte II. Mehmet böyle bir aşkla âh ettiği, böyle bir aşkla gönlünü sahibine verdiği, her dem Sevgili’nin rızasını gözettiği, Yaradan’ını unutmadığı, kısaca lâyıkıyla kul olduğu için Fâtih de olmuştur. Kulluğunuzda noksan varsa, dünyaya niçin geldiğinizi bilmiyorsanız, adınızın Mehmet olması Fâtih olmanıza kifayet etmez.</p>
<p>T. Ziya ERGUNEL</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[section 377, the Indian law criminalizing queerness]]></title>
<link>http://eastbaypoetics.wordpress.com/?p=200</link>
<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 19:22:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>zaman</dc:creator>
<guid>http://eastbaypoetics.wordpress.com/2008/09/26/section-377-the-indian-law-criminalizing-queerness/</guid>
<description><![CDATA[&#8220;This is a law
that
affects what a person considers himself to be while facing the
mirror]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p align="right">"This is a law</p>
<p align="right">that</p>
<p align="right">affects what a person considers himself to be while facing the</p>
<p align="right">mirror"</p>
<p align="right">--Shyam Divan, attorney, on Section 377</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">four hours after midnight</p>
<p align="center">i wake for water, wine, </p>
<p align="center">whatever is beside my bed.</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">i am alone.</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">a glass of shiraz.</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">books stacked </p>
<p align="center">like vertebrae</p>
<p align="center">on an altar clut</p>
<p align="center">tered with pic</p>
<p align="center">tures</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">of lost ones;</p>
<p align="center">casualties in this</p>
<p align="center">struggle for determination</p>
<p align="center">of self</p>
<p align="center">knowledge</p>
<p align="center">of self</p>
<p align="center">sustenance</p>
<p align="center">of self</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">silent family and baby photos</p>
<p align="center">of sisters and mother</p>
<p align="center">brother and father, all e</p>
<p align="center">stranged or dead</p>
<p align="center">and for this</p>
<p align="center">difference</p>
<p align="center">--</p>
<p align="center">their children remember</p>
<p align="center">the shades of this war--</p>
<p align="center">quiet telephones </p>
<p align="center">unsent letters</p>
<p align="center">words thrown and sound</p>
<p align="center">of empty background</p>
<p align="center">in my reflection</p>
<p align="center">this mirror that inquires</p>
<p align="center">every day</p>
<p align="center">into the risk of speaking</p>
<p align="center">my name</p>
<p>© 2008 tahminah zaman</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[&gt; Indian woman found naked &amp; dead in Geylang]]></title>
<link>http://ahgonghippo.wordpress.com/?p=557</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 08:21:37 +0000</pubDate>
<dc:creator>ahgonghippo</dc:creator>
<guid>http://ahgonghippo.es.wordpress.com/2008/09/05/indian-woman-found-naked-dead-in-geylang/</guid>
<description><![CDATA[Sep 5, 2008
Naked woman found dead
By Selina Lum
IT WAS business as usual on Thursday when a hotel w]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sep 5, 2008<br />
<a href="http://www.straitstimes.com/Breaking%2BNews/Courts%2Band%2BCrime/Story/STIStory_275423.html">Naked woman found dead</a></p>
<p>By Selina Lum</p>
<p>IT WAS business as usual on Thursday when a hotel worker went into a room at the budget Diamond Hotel in Geylang to clean it.</p>
<p>But as he was changing the sheets on the bed, he noticed bloodstains on the floor.</p>
<p>Pushing the divan aside, he found a woman's naked and bloodied body had been forced underneath.</p>
<p>The police are now looking for a 'dark-complexioned man' who had checked in earlier on Thursday morning.</p>
<p>They have classified her death as murder.</p>
<p>Forensic officers and detectives swarmed the hotel in Lorong 18 for more than seven hours.</p>
<p>They found clothing and a foreign passport in the room. Police are trying to establish if it belonged to the woman, who is thought to be an Indian.</p>
<p>At press time, they could not say how she had been killed.</p>
<p>Her body was taken away by the undertakers at about 7pm.</p>
<p>Forty-five minutes later, three officers carried the mattress and divan down a back staircase and onto a waiting lorry.</p>
<p>The eight-storey building attracted many curious bystanders throughout the afternoon.</p>
<p>A story soon went round among the onlookers gazing up at the windows that an elderly man had died after taking fake Viagra.</p>
<p>Forensic officers from the Criminal Investigation Department could be spotted from a fourth-floor window.</p>
<p>But the hotel was off-limits to reporters.</p>
<p>At one point, a middle-aged man shooed reporters away from the driveway.</p>
<p>When asked if he was the manager, he shouted in Mandarin: 'Don't ask so many questions on <strong>my turf</strong>.'</p>
<p>Police are also reviewing footage from closed-circuit TV cameras at the hotel.</p>
<p>Additional reporting by Grace Chua</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Istanbul on Sea - Turkbuku, Bodrum]]></title>
<link>http://kozano.wordpress.com/?p=139</link>
<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:12:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>kozano</dc:creator>
<guid>http://kozano.es.wordpress.com/2008/08/28/istanbul-on-sea-turkbuku-bodrum/</guid>
<description><![CDATA[I know this blog is for cool Istanbul but so much of ‘cool&#8217; Istanbul residents move to Turkb]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/beach-club-5.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-144" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/beach-club-5.jpg?w=119" alt="" width="119" height="96" /></a>I know this blog is for cool Istanbul but so much of ‘cool' Istanbul residents move to Turkbuku in the summer and I've spent a fair amount of time myself there this summer that I thought I'll dedicate a post entry to Turkbuku before the summer is over.Turkbuku is on the north side of Bodrum peninsula, but is very different to other Bodrum resorts of Gumbet, Torba, Turgutreis, etc. It is mainly a Turkish resort, very upmarket and outrageously expensive. It is similar in feel (though not in look) to St Tropez, Miami Beach, etc with expensive yachts, celebrities (Turkish and International), expensive restaurants, exclusive beach clubs, big villas, VIP clubs.<br />
Turkbuku is a new resort. 15 years ago there was a small village and one restaurant on a jetty (Mey), well, things have changed.<br />
Turkbuku is on a beautiful bay, quite big, with its neighbouring bay Golkoy. They brought the 2 bays under <a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/turkbuku-at-night.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-145" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/turkbuku-at-night.jpg?w=128" alt="" width="128" height="85" /></a>the same administration last year and started calling in Golturkbuku but no one calls it that!! Turkbuku it is. Golkoy is quieter and laid back.<br />
Now Turkbuku is not for everyone but there are many lovers of Turkbuku (myself included)<br />
Turkbuku bay is divided into 2, divided by the river flowing into the sea. If you're facing the sea, the left side is the happening side, the right side, well, the more relaxed (read not smart enough)<br />
On the smart side there are jetty after jetty of bars, restaurants, beach clubs and night clubs, all in one place. Let me explain - during the day they are beach clubs where you either rent a bed or gazebo for the day or pay an entrance fee, then they are sunset bars around 7, they become restaurants around 9 and bar and club after midnight.</p>
<p><a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/20bodrum_650_slide1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-147" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/20bodrum_650_slide1.jpg?w=128" alt="" width="128" height="88" /></a><br />
After you spend a week in Turkbuku, you would feel like you have jet lag as the day begins around 1pm and end around 6am.<br />
There aren't that many hotels in Turkbuku as the main crowd from Istanbul either have summer villas there or come with their yachts (ideally both)<br />
The <strong><span style="text-decoration:underline;">hotels</span></strong> are of very good quality:<br />
<span style="text-decoration:underline;">Ada Hotel</span> : a beautiful small boutique hotel of the Relais and Chateau group with an exquisite Turkish Bath. A little uphill, but with a jetty beach club and free shuttle service. <a href="http://www.adahotel.com/">http://www.adahotel.com/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Maca Kizi</span> : A very established hotel and beach club at the end of the bay. Very popular. <a href="http://www.macakizi.com/">http://www.macakizi.com/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Maki Hotel</span> : Next to Maca Kizi with a popular beach club. <a href="http://www.makihotel.com.tr/">http://www.makihotel.com.tr/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Divan Palmira</span> : In the heart of all action, with a nice pool area, nice beach club and a great bar. An old favourite with many people, some who spend the whole season there. <a href="http://www.divan.com.tr/hotel/palmira/default.asp?sxx=0">http://www.divan.com.tr/hotel/palmira/default.asp?sxx=0</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Iber Princess Hotel</span> : A large hotel, at the end of the bay, on its own small picturesque peninsula. Modern hotel but has a wonderful beach club. This summer the hotel became All Inclusive and went a bit downmarket with the clientele (packet tours etc), only the private villas are still OK with their own VIP beach. <a href="http://www.turkeyhotelsguide.net/iberhotelbodrumprincessturkey.html">http://www.turkeyhotelsguide.net/iberhotelbodrumprincessturkey.html</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Kuum Hotel</span>. Opened this year, weird modern architecture, very minimalist and a great beach club <a href="http://www.id-mag.com/article/kuum/">http://www.id-mag.com/article/kuum/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Ev Hotel</span> : Minimalist villas, Ian Schrager style, on top of the hill. Very trendy, very expensive. <a href="http://www.designhotels.com/hotels/europe/turkey/bodrum/ev_bodrum_turkey">http://www.designhotels.com/hotels/europe/turkey/bodrum/ev_bodrum_turkey</a><br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;"> Top Beach Clubs 2008</span></strong> :<br />
<a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/maca-kizi-beach-club1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-149" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/maca-kizi-beach-club1.jpg?w=128" alt="" width="128" height="88" /></a> Beach clubs in Bodrum are the place to be during the day unless you have your own boat or invited to a friend's boat. They usually charge 75YTL to 100 YTL entrance fee, but whatever you spend inside is taken off this so it is a way guarantee a minimum spend for you. If you spend more then this, you must pay the extra.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Maca Kizi</span>, <a href="http://www.macakizi.com/">http://www.macakizi.com/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Maki,</span> <a href="http://www.makihotel.com.tr/">http://www.makihotel.com.tr/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Bianca</span> <a href="http://www.biancabeach.com/">http://www.biancabeach.com/</a> - large beautiful and fun. Great bar scene around 6pm where the beautiful people of Turkbuku flock for the sunset party. Has a great Greek Tavern at nights.<br />
<span style="text-decoration:underline;">Iber Princess Hotel</span> - very pretty but clientele gone down this year.<br />
<span style="text-decoration:underline;">Kuum Beach</span> - The highlight of 2008, great location, beautiful sea, great service. My favourite. With a new <a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/lola-beach-club.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-150" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/lola-beach-club.jpg?w=86" alt="" width="86" height="96" /></a>hotel <a href="http://www.id-mag.com/article/kuum/">http://www.id-mag.com/article/kuum/</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Lola</span> and <span style="text-decoration:underline;">Ada</span> - next to each other in the bay, small jetties, but don't have minimum spend, you hire beds for the day for around 6YTL. Good bar and restaurant service in both.</p>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Top Restaurants and Clubs</span></strong><br />
<span style="text-decoration:underline;">Shipahoy</span> : The top top top club is Shipahoy and has been for years. A beach club during the day, in the evening it transforms to the hottest place to be. <a href="http://www.shipahoybodrum.com/">http://www.shipahoybodrum.com/</a><br />
White barrels act as bar tables and the few seats are bottle service only for the VIPs (which are plenty in Turkbuku) Large tip is needed to secure these. Hundreds of people, young and old, decend here ta night to drink the expensive cocktails (25 - 30 YTL each) and sort of shuffle to the great club music later at night interspersed with Turkish tunes.<br />
<span style="text-decoration:underline;">Guverte</span>. At the unpopular end of the bay, they host popular Turkish singers and performers all summer. Program starts around 1.30am, set price for music and local drinks, price depends on the performer.<br />
<a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/meze.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-152" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/meze.jpg?w=128" alt="" width="128" height="85" /></a><span style="text-decoration:underline;">Fidele</span> : Great restaurant, next door to Shipahoy, mainly seafood, with their signature mezes and main courses. <a href="http://www.fidelehotel.net/indextr.htm">http://www.fidelehotel.net/indextr.htm</a><br />
<span style="text-decoration:underline;">Divan Palmira, Macakizi, Maki</span> hotels have good restaurants.<br />
Many many more restaurants along the bay from<span style="text-decoration:underline;"> Casita Manti to Changa, Bodrum Manti</span>, all have their main locations in Istanbul.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Dress Code</span></strong> : Turkbuku is unique and have its own dress code among all of the holiday resorts. It is a weird mixture of dress down beach with designer wear. I'll speak about women here as men don't care what they wear, linen shirts, shorts, t-shirts, flip flops, anything dress down goes. It's the girls who go mad!<br />
Beachwear is designer label bikinis, the smaller the better, preferably with sequins and sparkly bits on. On top of the bikini, a trendy loose kaftan of any colour, , short or long, again with sequins. This kaftan can either be designer or bought from ‘Ipekce' shop on the Turkbuku bay, selling Indian sourced kaftans and jewellery. On top of the kaftan you need chunky cheapish jewellery of glass, beads, semi precious stones such as turquoise, amber. Large bracelets, necklaces hair accessories, anklets, they don't need to be taken out while swimming, though I fail to understand how they can stay afloat with so many stuff on!! Hair this year was big. It has to be styled so that it looks like you've just woken up, put a hair clip on and came down the beach, which can only be achieved after careful grooming. Some women wear high heeled wedges and some wear trendy flip flops, either is acceptable, depending on how tall you are I suppose.<br />
Night time, this uniform is more or less kept, maybe a pair of shorts and a longer kaftan sometimes, not necessarily. You only need to add a lot of make-up and you're there!!<br />
<strong><span style="text-decoration:underline;">Typical Day in Turkbuku</span></strong> :<br />
Wake up at 12.<br />
Beach club around 1.30pm<br />
Beach party in beach club, or sunset drinks in Shipahoy or Divan : 6 - 8pm<br />
Home for rest, wash and change<br />
Dinner : 10pm - 12<br />
Bar : 12- 2am<br />
Club or watch performer : 2- 5am<br />
Morning eat in Bodrum Manti : 5- 6am</p>
<p> <a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/bodrum-2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-154" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/bodrum-2.jpg?w=108" alt="" width="108" height="96" /></a></p>
<p>Not much English is spoken in Turkbuku and menus are usually in Turkish but the quality of food and service is very good as they depend on repeat customers. This place is the choice of many celebrities from Olivier Martinez to Cavalli to Uma Thurman and Paris Hilton. What can I say, they liked it.   <img class="size-thumbnail wp-image-156 alignright" src="http://kozano.wordpress.com/files/2008/08/moonlight-over-turkbuku1.jpg?w=128" alt="" width="128" height="81" /><a href="http://kozano.files.wordpress.com/2008/08/moonlight-over-turkbuku.jpg"></a></p>
<p style="text-align:center;"> </p>
<p style="text-align:center;">Have fun in Turkbuku!!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Divan]]></title>
<link>http://divandadiva.wordpress.com/?p=3</link>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2008 02:03:40 +0000</pubDate>
<dc:creator>dearvanilla</dc:creator>
<guid>http://divandadiva.es.wordpress.com/2008/08/23/divan/</guid>
<description><![CDATA[TAÍ O DIVAN, AGORA SÓ FALTA A DIVA, rsrs
]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>TAÍ O DIVAN, AGORA SÓ FALTA A DIVA, rsrs<a href="http://www.mercadolibre.cl/jm/img?s=MLC&#38;f=7857501_6677.jpg&#38;v=P"><img class="alignleft" src="http://www.mercadolibre.cl/jm/img?s=MLC&#38;f=7857501_6677.jpg&#38;v=P" alt="" width="250" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[A Yastik for My Divan]]></title>
<link>http://venetianred.wordpress.com/?p=497</link>
<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 06:18:23 +0000</pubDate>
<dc:creator>Liz Hager</dc:creator>
<guid>http://venetianred.es.wordpress.com/2008/08/07/a-yastik-for-my-divan/</guid>
<description><![CDATA[
Silk Velvet Yastik, probably 17th c., though identified as 7thc (typo?), (photo courtesy Sadberk H]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://venetianred.files.wordpress.com/2008/08/catma5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-496" src="http://venetianred.wordpress.com/files/2008/08/catma5.jpg?w=185" alt="" width="185" height="300" /></a></p>
<p><em>Silk Velvet Yastik, probably 17th c., though identified as 7thc (typo?), (photo courtesy </em><a href="http://www.sadberkhanimmuzesi.org.tr/english/main/frame_corporate.html"><em>Sadberk Hanim Museum,</em></a><em> Istanbul)</em></p>
<p>The great migration of Turkic tribes from north-east Siberia into Central Asia began in the 6th c. AD and continued for centuries. The <a href="http://www.focusmm.com/civi_022.htm">Seljuk</a> tribe dominated beginning in the 11th century; at the peak of its influence, the Seljuk empire stretched from the Western shores of Turkey to the <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Punjab_region">Punjab</a>. Among other things, the Turkic peoples brought weaving and embroidery traditions with them into the conquered lands. Though only a few of Seljuk textiles have survived, their weaving traditions have lived on in the textiles of their successors. </p>
<p>The Seljuk Empire was eventually subsumed by the Oshmans (Ottomans), an upstart tribe with ambitions.     In 1326 after a seige of nearly seven years, Orhan I, the second Beg (chief) of the Ottomans, captured the Byzantium city of Bursa and made it the capital of his expanding empire.  Given Bursa's strategic location on the southern coast of the Sea of Marmar, this victory ultimately paved the way to the greatest prize, Constantinople. That fell to the Ottomans in 1453.  Under <a href="http://www.nndb.com/people/916/000092640/">Suleiman the Magnificent</a>, the Ottomans advanced rapidly over additional territories, until they controlled a vast swath of land, which stretched west into Europe, east to China and south to Morocco and Yemen.  The Ottoman Empire remained intact for nearly 600 years, until the <a href="http://www.freerepublic.com/focus/f-news/520589/posts">Versailles Treaty of 1919</a> distroyed it.</p>
<p>Beyond its role in the march of empires, Bursa is important for another reason—silk. The Chinese were able to kept the method of silk production secret for centuries, but the vast trade network that was the Silk Route facilitated the smuggling of the secret west to the Byzantine Empire.  By the time of its conquest by the Ottomans, Bursa had long been a Byzantium center of <a href="http://depts.washington.edu/chinaciv/clothing/11sericu.htm">sericulture</a>, due to a climate favorable to the cultivation of mulberry trees (the leaves of which the silkworm must feed).  By the 14th century, it had become a principal market for world silk and its workshops handled not only the manufacture of silk for domestic Ottoman use, but also added value to silk products flowing from Persia to Europe, by way of the Italian cities of Genoa, Florence and Venice. By 1502 records reveal that Bursa had over 1,000 looms.The period between 1550-1650 was the heyday of Bursa's economic activity; Sulieman was responsible for expansion of the fine and decorative arts at court and Bursa provided most of the textiles. Contemporary inventories list 91 types of fabric made there, although the city's artisans were predominantly known for their <a href="http://www.metmuseum.org/toah/ho/07/eusi/ho_29.22.htm">lampas</a> (woven cloths with ornamental designs) twill, seraser and velvet. Which brings me to the piece above. </p>
<p><a href="http://venetianred.files.wordpress.com/2008/08/cocoon.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-507" src="http://venetianred.wordpress.com/files/2008/08/cocoon.jpg?w=300" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><em>Combing silk threads from cocoons at rug factory near Ephesus, Turkey (photo ©2008 Liz Hager)</em></p>
<p>There was no attribution, but a good guess would be that it was made in Bursa.  </p>
<p>Depending on whom you consult, velvet weaving originated in Egypt, China, Kashmir or Italy.  Velvet derives its sumptuous sheen from a special weaving technique, in which a second weft (the horizontal thread) is looped over a rod and then cut with special tool, causing the fibers to stand horizontal to the cloth. Until the Industrial Revolution created economical production, velvet was the exclusive domain of the court and aristocracy. Further, due to its high natural sheen, silk was the material of choice in making velvet until after the Renaissance. It's not hard to imagine how silk velvet would be an essential item in every sultan's palace, for its opulence splendidly conveys the wealth of the court.  For seating, Turks have always favored the long low mattress-like seat called a divan (which derives from the Turkish word for government council, itself borrowed from the Persian for "book of accounts").  Yastiks are the front side of the cushions used to bolster one’s back while sitting on a divan.</p>
<p>The yastik above sports an ogival pattern of stylized carnations. In comparison with other Ottoman and Italian velvets, this particular example of the diamond shape <a href="http://www.artlandia.com/wonderland/glossary/Ogee.html">ogee</a> (ogive) pattern is quite simple, and it strikes me that the weaver knew those big carnations could stand on their own without embellishment. Their stylized form evokes hand-held fans, a subtle reference to the leisures of court, perhaps?  In the cells at the top and bottom of the yastik is the stylized tulip motif, a perennial favorite of the Ottomans (probably because tulips originated in Turkey). Though I enjoy the intricacies of the more elaborate yastik designs—there's palpable joy in tracing the interlocking lines of the patterns—I find the flat, regimented and bold character of this design quite majestic.</p>
<p>I'd like a yastik just like it for my divan, please. </p>
<p>Want more?</p>
<p><a href="http://everything2.com/title/velvet">Velvet</a>    </p>
<p><a href="http://foreignfiber.wordpress.com/">"The Silk Road": overview on silk making process</a></p>
<p><a href="http://www.christies.com/LotFinder/lot_details.aspx?pos=5&#38;intObjectID=4790710&#38;sid=">Christie's—Ottoman Velvet</a></p>
<p><a href="http://cappadociaguide.wordpress.com/history/seljuk/">Seljuks</a></p>
<p><a href="http://cappadociaguide.wordpress.com/history/seljuk/">Paris 1919: Six Months That Changed the World</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mises au point, flous et autres bagatelles...]]></title>
<link>http://renartleveille.wordpress.com/?p=986</link>
<pubDate>Tue, 29 Jul 2008 01:47:38 +0000</pubDate>
<dc:creator>renartleveille</dc:creator>
<guid>http://renartleveille.es.wordpress.com/2008/07/28/mises-au-point-flous-et-autres-bagatelles/</guid>
<description><![CDATA[
S&#8217;il faut que je l&#8217;inscrive en grosses lettres : je reviens de vacances. J&#8217;appuie]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/zak-flou.jpg"><img class="size-full wp-image-988 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/zak-flou.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>S'il faut que je l'inscrive en grosses lettres : <strong>je reviens de vacances</strong>. J'appuie un peu plus fort pour être certain qu'<a href="http://jesopinions.blogspot.com/">Antipollution</a> comprenne, étant donné que la blogosphère à des <a href="http://amonhumbleavis.blogspot.com/2008/07/un-dbat-trancher-de-la-sociabilit.html?showComment=1216649820000#c2790577928365796762">oreilles</a>, et surtout des <a href="http://renartleveille.wordpress.com/2008/07/22/priere-de-pas-deranger/#comment-7511">yeux</a> (merci <a href="http://anarchopragmatisme.wordpress.com/">Anarcho</a>!). Alors non, je n'étais pas trop occupé avec mes lecteurs... je l'étais beaucoup trop avec les maringouins abitibiens!</p>
<p>Aussi, après avoir aidé le papa à Douce avec un problème de glissement de terrain qui nous a pris deux de nos après-midis, j'ai eu le goût d'occuper mes yeux avec l'aide de ma nouvelle caméra Canon G9, petit bijou de qualité et de facilité d'emploi. Je vous offre donc quelques clichés pour le plaisir, en guise d'introduction à mon retour ici :</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/mac-book-air-nature.jpg"><img class="size-full wp-image-989 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/mac-book-air-nature.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Ça c'est mon beau-père, devant son Mac Book Air, ensevelit par son environnement. Aucun trucage.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/ecorce-1.jpg"><img class="size-full wp-image-990 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/ecorce-1.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Un bouleau, de près. Il paraît qu'il va mourir dans pas long...</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/ecorce-2.jpg"><img class="size-full wp-image-991 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/ecorce-2.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Encore le même bouleau.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/brindille.jpg"><img class="size-full wp-image-992 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/brindille.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Essai graphique avec des plantes. Un parmi tant d'autres.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/mur-epice.jpg"><img class="size-full wp-image-993 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/mur-epice.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Mur épicé.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/cuir.jpg"><img class="size-full wp-image-994 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/cuir.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Divan dur à cuire.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/faux-champignon.jpg"><img class="size-full wp-image-995 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/faux-champignon.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Faux champignon.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/lucarne.jpg"><img class="size-full wp-image-996 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/lucarne.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Lucarne. Ou oeil-de-boeuf.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/zak-de-haut.jpg"><img class="size-full wp-image-997 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/zak-de-haut.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Le chien de la maisonnée, le même que sur la photo qui orne ce billet.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/traces-des-plaisirs-vinaire.jpg"><img class="size-full wp-image-998 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/traces-des-plaisirs-vinaire.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Traces des plaisirs vinaires.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/pelage-de-zorro.jpg"><img class="size-full wp-image-999 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/pelage-de-zorro.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Pelage et moustache de Zorro, le vieux chat qui miaule le plus mal sur la planète...</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/chat-de-porcelaine-et-papil.jpg"><img class="size-full wp-image-1000 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/chat-de-porcelaine-et-papil.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Une petite pensée pour vous mesdames...</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/sous-bois-aux-chiens.jpg"><img class="size-full wp-image-1001 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/sous-bois-aux-chiens.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Sous-bois aux chiens. Les chiens de traîneau d'une amie d'enfance de Douce.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/sous-bois-aux-chiens-2.jpg"><img class="size-full wp-image-1002 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/sous-bois-aux-chiens-2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Une autre.</p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://renartleveille.files.wordpress.com/2008/07/champignons-jaunes.jpg"><img class="size-full wp-image-1003 aligncenter" src="http://renartleveille.wordpress.com/files/2008/07/champignons-jaunes.jpg" alt="" width="375" height="500" /></a></p>
<p>Champignons jaunes. Découverts dans le sous-bois. Ils m'ont tout l'air vénéneux.</p>
<p>Voilà, c'est seulement une petite sélection. Légère. Pour quelque chose avec plus de substance, j'ai publié mon premier texte en remplacement de Patrick Dion sur <a href="http://blogosphere.branchez-vous.com/2008/07/parenthese_estivale.html">Blogosphère</a>. J'en ai pour trois semaines. Lui de même au <a href="http://www.patrickdion.ca/2008/07/vacances.html">Viêt Nam</a>. Le chanceux. Mais non, pas chanceux : il le mérite bien!</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Koç Markaları]]></title>
<link>http://kocgiremez.wordpress.com/2008/07/10/koc-markalari/</link>
<pubDate>Thu, 10 Jul 2008 10:29:01 +0000</pubDate>
<dc:creator>habermerkezi</dc:creator>
<guid>http://kocgiremez.es.wordpress.com/2008/07/10/koc-markalari/</guid>
<description><![CDATA[Koç grubuna ait tüm markalar aşağıda listelenmiştir.


















* Arçelik












]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Koç grubuna ait tüm markalar aşağıda listelenmiştir.<br />
<!--more--></p>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.akpakoc.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/akpa-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/akpa-k.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.arcelik.com.tr/" target="_top"></a></p>
<p><a href="http://www.arcelik.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/arcelik1.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/arctic.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.arkinsaat.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-arkinsaat.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/arstilldokumaetiket-k.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.aygaz.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-aygaz.gif" border="0" alt="" /></a><br />
* <a href="http://www.aygaz.com.tr/" target="_top">Aygaz Otogaz, Aygaz Euro LPG</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.beko.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/beko-logo-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.beldeyama.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-beldeyama.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.beldeyama.com.tr/" target="_top">*YAMAHA</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.bilkom.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-bilkom.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.birmot.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-birmot.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/blomberg.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.bookinturkey.com/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-bookinturkey.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/budget-k1.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.demirexport.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-demirexport.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.divanoteli.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/divan-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.duzey.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-duzey.gif" border="0" alt="" /></a><br />
BÜROSAN, KİLER, PRENSES, PICADOR</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.avis.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-avis.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/elektrabregenz.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.fasil.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-fasil.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.fiat.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/fiat-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/flavel.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/fordlogo.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>* <a href="http://www.ford.com.tr/">FORD OTOSAN</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.grundig.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-grundig.gif" border="0" alt="" /></a></p>
<p>* <a href="http://www.arcelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.keysmart.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-keysmart.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kobiline.com/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kobiline.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.koc.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-koc.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/kallianz-120-90.jpg" border="0" alt="" /><br />
<span style="font-family:Arial;font-size:xx-small;">* </span><a href="http://www.kocallianz.com.tr/" target="_top"><span style="font-family:Arial;font-size:xx-small;">KOÇ ALLIANZ SİGORTA</span></a><br />
<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:xx-small;">*</span> </span><a href="http://www.kocallianzhayat.com.tr/" target="_top"><span style="font-family:Arial;font-size:xx-small;">KOÇ ALLIANZ HAYAT ve EMEKLİLİK A.Ş.</span></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocbilgi.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocbilgi.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocbilgi.com/etransformation/board03.asp"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-edonusum.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocfiatkredi.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocfiatkredi.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocfinanshizmet.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocstatoil.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-statoil.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.kocstatoil.com.tr/" target="_top">Koç STATOIL A.Ş.</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocfinans.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocfinans.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.koc.net/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocnet.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.kocsistem.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-kocsistem.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.koctas.com.tr/"></a> <a href="http://www.koctas.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/koctasyenilogo-k1.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle">*<img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/leisure.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><a href="http://www.arçelik.com.tr/">Arçelik</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-lipet.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.maret.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/maretlogo-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-mercan.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.mogaz.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-mogaz.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.mogaz.com.tr/" target="_top">İNCEGAZ</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.oltas.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-oltas.gif" border="0" alt="" /></a><br />
*CONTINENTAL, SUMO</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.opet.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-opet.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.otokar.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-otokar.gif" border="0" alt="" /></a><br />
AKREP, COBRA,<br />
*DEUTZ, SULTAN, YAVUZ, SAKARYA,<br />
*FRUEHAUF</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.otokoc.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-otokoc.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.opaz.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-otoyol.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.opaz.com.tr/" target="_top">*IVECO</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.paro.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-otoyol.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.pastavilla.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-pastavilla.gif" border="0" alt="" /></a><br />
PASTAVILLA JUNIOR -<br />
GÜVEN MAKARNA, KARTAL MAKARNA,<br />
KARTAL LUNCH&#38;DINNER</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.promena.net/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-promena.gif" border="0" alt="" /></a><br />
*RAMENKA</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.ram.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-ram.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.rmkmarine.com.tr/"></a></p>
<p><a href="http://www.rmkmarine.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/rmk-marine-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.seksut.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-sek.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.setair.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-setair.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.setur.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-setur.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tansas.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-tansas.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tat.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-taristat.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tat.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-tat.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.tat.com.tr/" target="_top">FİDAN, SEDA, FİDE, BEYTAŞ, TAT SU</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tat.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-tattohum.gif" border="0" alt="" /></a><br />
<a href="http://www.tat.com.tr/" target="_top">TAT TOHUM</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tofas.com.tr/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-tofas.gif" border="0" alt="" /></a><br />
*FIAT, ALFA ROMEO</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.tupras.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-tupras1.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/fix-markasi.jpg" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.ultrakablo.com/" target="_top"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-ultra.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-yedi.gif" border="0" alt="" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.ykb.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-ykb1.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yapikrediemeklilik.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbemeklilik-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yapikredifaktoring.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbfaktoring-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.ykykultur.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/kultursanatlogo-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yapikredileasing.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbleasin-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yapikrediportfoy.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbportfoy-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yksigorta.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbsigorta-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.yky.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/ykbyatirim-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.koczer.com/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/koc-zer-logo-k.jpg" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"><a href="http://www.zinerji.com.tr/"><img src="http://kocgiremez.files.wordpress.com/2008/07/logo-zinerji.gif" border="0" alt="" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="243" height="80">
<table style="padding-bottom:10px;padding-top:10px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff">
<tbody>
<tr>
<td class="newstext" align="middle"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table class="sektoreltext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nasio (Juan-David) : le parler-clair d’un psychanalyste]]></title>
<link>http://toutpetits.wordpress.com/2008/07/05/nasio-juan-david-le-parler-clair-d%e2%80%99un-psychanalyste/</link>
<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 18:44:02 +0000</pubDate>
<dc:creator>toutpetits</dc:creator>
<guid>http://toutpetits.es.wordpress.com/2008/07/05/nasio-juan-david-le-parler-clair-d%e2%80%99un-psychanalyste/</guid>
<description><![CDATA[Je voudrais ici essayer de vous persuader de découvrir le docteur Juan-David Nasio, qui est pour mo]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Je voudrais ici essayer de vous persuader de découvrir le docteur Juan-David Nasio, qui est pour moi un des plus grands psychanalystes de langue française, un des plus dévoués ambassadeurs de la psychanalyse, un des plus généreux passeurs des mots, des concepts de la psychanalyse, un des plus efficaces libérateurs du mal-être inconscient.<br />
</em></strong>Sachez seulement – et pour moi cela vaut toutes les preuves - qu'il est co-auteur en 1987 avec Françoise Dolto de « L'enfant au miroir » (Petite Bibliothèque Payot 1993 N° 110) ; qu'il était tout jeune un si fervent admirateur de Jacques Lacan qu'il est venu en France de son Argentine natale, en 1969, « <em>dans le but d'approfondir ma connaissance de la culture française et d'étudier la psychanalyse lacanienne </em>», et qu'il a su magnifiquement expliciter dans un français limpide les concepts lacaniens pourtant réputés opaques (lisez plutôt « Cinq leçons sur la théorie de jacques Lacan », PBP N° 203). Même effort altruiste de transmission, d'élucidation pédagogique des découvertes de Freud qu'il vénère, qu'i faut, dit-il, lire et relire : « Le plaisir de lire Freud », PBP 356 ; « Enseignement de 7 concepts cruciaux de la psychanalyse », PBP 111 ; et bien d'autres encore dans la Petite Bibliothèque Payot – dont il est directeur.<br />
Vous trouverez ici, <a href="http://www.nasio.fr/">sur le site de J.D. Nasio</a>, <a href="http://www.nasio.fr/biblio.html">l'ensemble de sa bibliographie, ses 18 ouvrages</a>, dont <a href="http://www.nasio.fr/livrespoche.html">10 en éditions de poche</a></p>
<p><strong>Voici, pour vous mettre en appétit de lectures plus approfondies, un bouquet d'extraits (de mon humble choix) de cet ouvrage majeur de <a href="http://www.nasio.fr/divan.html">J.D. Nasio <em>« Un psychanalyste sur le divan »</em>, Payot 2002</a><br />
</strong></p>
<p><em>« Or, pour être exact, il ne s'agit pas de ressentir la souffrance actuelle qui amène le patient à consulter, mais l'ancienne douleur de son traumatisme infantile : <strong>ressentir en soi ce que l'autre a oublié</strong>. Toute notre difficulté de psychanalyste est de réussir une telle opération mentale : ressentir en soi les toutes premières émotions douloureuses vécues jadis par l'autre et qu'il a aujourd'hui oubliées. »<br />
« Sachez que toute personne qui souffre, recèle un enfant désemparé, blessé, qui cherche en vain à dire sa douleur. Eh bien, c'est justement cet enfant en souffrance, impuissant, au bord des mots, que je tente de me représenter mentalement. Je ressens alors non pas ce que ressent l'adulte qui me parle, mais ce que ressentirait le petit garçon ou la petite fille du drame infantile que je ranime. »<br />
« Un psychanalyste travaille non seulement avec son savoir-faire et son savoir faire théorique, mais surtout avec sa capacité d'éprouver des émotions, de fantasmer et, pour tout dire, de faire vibrer son inconscient. »<br />
« … Un psychanalyse n'écoute pas seulement avec ses oreilles, il est réceptif à tous les signes par lesquels un être communique sa vie »<br />
« Le principe qui me guide tient en ces termes : le patient, délivré de ses conflits nocifs, doit se réconcilier avec lui-même, se retrouver en lui-même à partir de ce qu'il a et de ce qu'il est. Mon but n'est pas de changer sa personnalité mais de l'enrichir de ce qu'il porte déjà en lui… »<br />
« À mes yeux, la santé mentale est l'état d'une personne <strong>capable de connaître ses limites et de les aimer</strong>. Être psychiquement sain signifie vivre relativement heureux avec soi-même malgré les inévitables épreuves, surprises et restrictions que a vie nous impose. En somme, l'équilibre mental est reconnaissable à ceci que nous gardons le goût d'agir tout en ayant la faculté d'accueillir l'inattendu et de nous y adapter. »<br />
« N'oublions pas qu'au moment où je vous parle </em>[2002]<em> il n'existe aucun psychotrope qui guérisse véritablement. Tous nos médicaments ont une action palliative, mais jamais une action curative. Ils peuvent supprimer le symptôme mais ils ne supprimeront pas la cause du symptôme. »<br />
« Le propre de la psychanalyse est de s'occuper de l'inconscient lorsque l'inconscient nous fait souffrir, c'est-à-dire lorsque le décalage entre ce que nous sommes et ce qui nous échappe nous rend malheureux. »<br />
« La vie à deux est comme un organisme vivant qu'il faut nourrir en permanence, une plante qui nécessite lumière, égards et patience. »<br />
« [La haine], cet ennemi  est en nous, et tant que l'homme vivra, la haine perdurera, même chez les meilleurs d'entre nous. Supprimez votre haine et vous vous mutilerez, car elle est une moitié de vous. Si, par exemple, nous privions un enfant de toute son agressivité, nous le verrions, tel un autiste, s'étioler dans l'indifférence et l'apathie. »<br />
« Or, voici mon idée. À l'instar d'un grand fauve qui cesse d'être dangereux lorsqu'il est soumis à un dressage régulier, la haine nécessite une gymnastique quotidienne. Oui, je vous l'affirme, la haine doit être un exercice de tous les jours ! Mais détrompez-vous, ma formule n'est nullement une apologie de la violence. Au contraire c'est un appel à la tempérance. Pourquoi ? Parce que si nous laissions la violence s'accumuler dans notre psychisme, elle deviendrait explosive, alors que, régulièrement évacuée, elle se civilise et se transforme en énergie féconde. La psychanalyse nous apprend que les passions fermentent et bouillonnent sous la pression d'un refoulement brutal, tandis qu'elles se subliment lorsqu'on les libère avec mesure. J'insiste, la haine doit être constamment distillée pour éviter que, trop longtemps confinée dans l'inconscient, elle n'éclate furieusement.»<br />
« Un ami est celui avec qui je me sens heureux d'être moi-même.<br />
« Le conseil le plus utile que je peux donner aux parents désireux de mieux dialoguer avec leur enfant, est de s'adresser à lui comme je m'adresse à vous en ce moment [Xavier Diaz, jeune étudiant en psychologie, qui pose toutes les questions de cet ouvrage], c'est-à-dire en le tenant pour un véritable interlocuteur.  <strong>Il faut savoir que l'enfant, si petit soit-il, percevra pleinement notre intention si nous lui parlons avec la ferme conviction qu'il comprend ce qu'on lui dit.</strong>»<br />
« Si un père, par exemple, est certain d'être compris par son fils, l'inflexion de sa voix et la mélodie de ses phrases seront si vibrantes qu'elles atteindront, plus vibrantes encore, l'âme de l'enfant. Quand une mère, le matin, confie son bébé à la crèche et lui dit : <strong>« Je dois aller travailler maintenant, Madame Annette va bien s'occuper de toi et je reviendrai te chercher cet après-midi à 5 heures »,</strong> elle lui adresse un message clair, vrai et rassurant ; rassurant parce que la mère quitte son enfant l'esprit tranquille. »<br />
</em></p>
<p><strong>Et pour terminer cet acte de foi profondément humaniste : </strong><br />
<em>« L'espoir, c'est la confiance absolue que je place en l'avenir… Oui, seul prévaut l'espoir. Pourquoi ? Parce qu'il est une force supérieure qui donne sens au présent. Je veux dire que si vous avez confiance en l'avenir, vous aurez le bonheur de savourer l'ici et maintenant de la vie. »<strong></strong></em></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk Edebiyatı Ve Devirleri]]></title>
<link>http://trkafem.wordpress.com/?p=22</link>
<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 07:15:55 +0000</pubDate>
<dc:creator>trkafem</dc:creator>
<guid>http://trkafem.es.wordpress.com/2008/06/29/turk-edebiyati-ve-devirleri/</guid>
<description><![CDATA[ürk Edebiyatı
İslâmiyet&#8217;ten önce ve sonra olmak üzere iki ana devreye ayrılan Türk Ede]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><strong><span style="color:#0000ff;">ürk Edebiyatı</span></strong><br />
<strong>İslâmiyet'ten önce ve sonra olmak üzere iki ana devreye ayrılan Türk Edebiyatı, İslâmî devir içinde, gerek coğrafya, gerekse bazı medeniyetlere katılma bakımından, başka şekillerde de sınıflandırılmıştır. Fakat asıl sınıflandırma, yukarıdaki gibi olup, İslâmî devrin içinde Türk Edebiyatının, Batı medeniyetine yönelmesiyle (Lâle devriyle) başlayan, fakat eserlerini Tanzimat'tan sonra veren, gazete ve tiyatro ile cemiyete açılan Yeni Türk Edebiyatı, bu devir içinde başlı başına bir mevkie sahiptir. Bu durum, diğer sahalardaki Türk kardeş edebiyatları için de aynıdır.<br />
Mesele, dil bakımından ele alınınca, İslâmiyet'ten Önceki Türk Edebiyatı bir tarafa bırakılırsa, ortaya çıkan edebî şîvelere göre de sınıflandırmak mümkündür. Bunlar; Doğu (Çağatay) Türkçesi'nin edebiyatı olan Orta Asya Türkçesi Edebiyatı, Osmanlı Türkçesi Edebiyatı ve Azerî Türkçesi Edebiyatıdır. Aslında bugün; Türkiye, Sibirya ve Altay, Doğu ve Batı Türkistan, Kafkas ve İran, İdil-Ural, Kırım, Lehistan ve Romanya Türkleri adı altında beş ana dala ayrılan, fakat ellinin üstünde olan Türk kavimleri göz önünde bulundurulursa (Türkiye, Âzerî, Kırgız, Özbek vs. gibi), bugünkü Türk Edebiyatının dallanıp budaklanarak kardeşlendiği görülür.</p>
<p>Ayrıca yine dili kullanış yönünden, yüksek zümre edebiyatı ve halk edebiyatı şeklinde adlandırmak da mümkündür. Fakat burada, başlangıcından beri, tarih içinde çeşitli kültür merkezlerinde ortaya çıkan ve kendisine göre hususiyetleri bulunan Türk Edebiyatından bahsedilecektir</p>
<p>İslâmiyet'ten Önceki Türk Edebiyatı<br />
İslâmiyet'ten önceki Türk Edebiyatının Göktürk ve Uygur gibi iki dairesi vardır. Ancak bu devir edebiyatını daha önceki devirlere kadar çıkarmak gerekir. Türk Edebiyatının şimdilik karanlık kalan ve Göktürk devrinden önceki zamanı, daha çok Çin metinlerinden öğrenilmektedir. Çin kaynaklarında Hunlar'a ait Türkçe kelimelere ve bazı mektuplarla bir Hun türküsünün tercümesine rastlanmıştır. Bu durum, Hunların mutlaka bir edebiyatlarının olduğu, gerek şifahî gerekse yazılı olarak bu edebiyatın devam ettiği fikrini vermektedir.<br />
1. Göktürk devri Türk Edebiyâtı:</p>
<p>Bu devrin ele geçen yazılı metinleri daha çok mezar taşlarıdır. Bunlardan başka dikili taşlar, aynalar, paralar ve kâğıt üzerine yazılmış metinler de vardır. Ancak Göktürk devrinin ele alınan ve gerçekten edebî ve tarihî değer taşıyan metinleri Orhun Âbideleri’dir. Orhun Irmağının eski yatağı ile Koşu Çaydam Gölü havâlisinde olan ve Göktürk tarihini aydınlatan bu kitabeler Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan adına dikilmişlerdir.</p>
<p>İlteriş Kağan ile Kapagan Han zamanında baş vezir ve büyük devlet müşaviri olan Tonyukuk’un adına dikilen kitabe, Tonyukuk Yazıtı olarak adlandırılmıştır. Tonyukuk Yazıtı, 720 tarihlerine doğru, ölümünden önce, kendisi tarafından yazdırılmış bir âbidedir. Âbide’de İlteriş ile Kapagan Kağan devirlerinde devletin durumu anlatılmış ve bazı öğütler verilmiştir. Bilge Kağan’ın da kayınbabası olan Bilge Tonyukuk, bu itibarla Türk tarihini ilk defa kaleme almış ve edebiyatımızda tarih şuurunun hakim olduğu bir hâtırât da yazmıştır.</p>
<p>Kültigin Yazıtı, bu devir edebiyatının ikinci mühim eseri durumundadır. 20 günde yazılan bu âbide, 732 yılında dikilmiştir. Kültigin adına yazılan âbidedeki sözler, Bilge Kağan ağzından verilmiş ve ikinci Türk tarihçisi Yulug (Yollug) Tigin tarafından yazılmıştır.</p>
<p>Bilge Kağan Yazıtı’na gelince, bu âbide, Göktürk Kitabeleri içinde en mühim mevkii işgal eder. Yulug Tigin tarafından yazılan ve 735 tarihinde dikilen Bilge Kağan Yazıtı, kısa cümlelerle yazılmıştır. Bilhassa tekrir sanatını ihtiva etmekte, tarih, dil ve edebiyat bakımından üstün bir değere sahip bulunmaktadır. Bu âbidelerde Türkçe'nin bir hayli işlenmiş olduğu görülmektedir.</p>
<p>Âbideleri ilk defa Danimarkalı Wilhelm Thomsen, 1893 yılında okumuş, ondan iki yıl sonra 1895’te de aslen bir Alman olan meşhur Rus araştırmacısı Wilhelm Radloff çözmüştür. Her iki araştırmacı da yazının okunmasında, âbidelerdeki Çince tercümeden faydalanmışlardır. Bizde ise ilk olarak Necib Asım, daha sonra Hüseyin Nâmık Orkun, Nihal Atsız, Talat Tekin, Osman Nedim Tuna, Osman Fikri Sertkaya ve Prof. Dr. Muharrem Ergin, âbideler üzerinde çalışmalar yapmışlar ve gerek dil incelemesi, gerekse metin neşri olmak üzere yayınlarda bulunmuşlardır.</p>
<p><span style="color:blue;">2. Uygurlar devri Türk Edebiyâtı: </span></p>
<p>Göktürk Devleti'nin yıkılışından sonra idareyi ellerine alan Uygurlar devrinde Türk Edebiyatı, eskiye nispetle gelişme göstermiş ve birçok mevzuda eserler yazılmıştır İlk devri 745-840 yıllarından olmak üzere iki kısımda ele alınan Uygur devri dil yadigârları, bir hayli zenginlik gösterir. Bu metinler, Uygurların mensup olduğu dinlere göre; Mani, Burkan (Buda) ve İslâm muhiti eserleri olmak üzere üç kısımda ele alınabilir. Bu devirde Türk Edebiyatında; koşug, kojang “şarkı, türkü”, koşma, taşkut “beyit”, takmak “türkü, bulmaca”; ır, yır “şarkıcı”, küg “aheng”, şlok, soluka “manzume”, padak “mısra”; kavi, kavya “şiir”, baş, başik “ilâhi” gibi bir kısmı Sanskritçe'den alınmış edebî terimleri de görmek mümkündür. Bundan başka Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sınku Seli Tutung, Ki-Ki, Pratyaya-Şiri, Asıg Tutung, Çisuya Tutung, Kalım Keyşi, Çuçu ve Yusuf Has Hacib gibi şairler, eserleriyle görülürler. Bunlardan son ikisi İslâmî devirdeki Türk edebiyatı içine girmektedir. Çuçu adındaki şaire, Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügâti’t-Türk adlı eserinde yer vermiştir.</p>
<p>Dokuz ve 10. asırlarla 11. yüzyılın ilk yarısını içine alan Uygur Türk Edebiyatı da, yazıtlara yer vermiştir. Bunlardan ilki, Uygurların ikinci hükümdarı Moyuncur adına dikilmiştir. Moğolistan’ın Şine Usu Gölü civarında bulunan yazıt, Kutlug Bilge Kül ve Moyunçur devirlerinden bahsetmektedir. Sekizinci asra ait olan bu yazıt, daha çok Şine Usu adıyla anılmıştır. Bu kitabe de dil ve yazı bakımından Göktürk Âbidelerine benzemektedir. Eser, Ramstedt ve Hüseyin Nâmık Orkun tarafından neşredilmiştir.</p>
<p>Uygurların ikinci devresinde ortaya konan eserlerde, mühim değişiklikler görülür. Her şeyden önce Göktürk yazısı bırakılmış, Soğd alfabesiyle eserler verilmiştir. Bunun sebebi dindir. Manihaizm'in kabulüyle Maniheist olan Soğdların yazısı alınmış, fakat Göktürk yazısı az da olsa kullanılmıştır. İkinci bir sebep, 840 yılından sonra Uygurlar, yerleşik bir medeniyete geçmişlerdir. Dil, gerek sentaks bakımından, gerekse yabancı kelimelere açıldıkları için, bozulmuş ve açıklığını kaybetmiştir. Bu devirde Nesturiliğe ait metinler de olmakla birlikte, daha çok Budizm ve Manihaizm dinlerine ait eserler ağır basarlar. Ayrıca hukuk, tıp, tarih ve coğrafya ile ilgili kitapların bulunduğunu zikretmek gerekir. Bu eserlerin bazıları tercümedir. Belirli bölgelerde parça parça bulunan metinler, toplama olarak belirli isimlerde, eser olarak ele geçenlerse, taşıdıkları adlarla neşredilmişlerdir.</p>
<p>Prof. W. Bang, V. Gabain ve büyük Türk filologu Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat’ın birlikte çalışmalarının sonucu, on cüzden meydana gelen ve Berlin Prusya Akademisi yayınları arasında yer alan Turfan Türk Metinleri; yine Turfan’da Bulunan İki Kazık Üzerindeki Yazılar; Hoça’da Bulunan Türkçe Mani Metinleri; dört cüzden meydana gelen ilk üçü Müller, dördüncüsü Gabain tarafından hazırlanan ve Prusya Akademisince neşredilen Uygurica; Radloff’un hazırlamaya başladığı ve Prof. Malov’un 1928 yılında neşrettiği yedisi Buda, ikisi Mani ve biri Hıristiyanlığa ait olan Uygur Dili Yadigârları; Von le Cog’un 1910 yılında Berlin Akademisi yayınları içinde neşrettiği "Mani Dinine Âit Bir Metin Parçası"; Bang ve Reşit Rahmeti’nin birlikte 1932 yılında neşrettikleri "Eski Turfan Şarkıları" ve Reşit Rahmeti Arat tarafından neşredilen tıbba dâir eserler, parça parça eserlerdir.</p>
<p>Bunlardan başka Altun Yaruk ile İki Kardeş Hikâyesi, başlı başına eser olarak Uygur Türk Edebiyatı içinde, hususî bir değere sahiptir. Altun Yaruk, 1697 yılında istinsah edilen, Budist Sarı Uygurlara ait olan bir eserdir. Prof. Malov tarafından bulunan eser, Budizm’e ait olup, bu dinin akide ve ahlâkla ilgili esaslarından bahsetmektedir.</p>
<p>1908 yılında Kansu vilayetinde bulunan İki Kardeş Hikâyesi’nin aslı Paris’te Bibliothèque Nationale’dedir. Eser ilk önce Cl. Huart, 1914 yılında da Pelliot tarafından neşredilmiştir. Türkiye’de Hüseyin Namık Orkun, Pelliot neşrine dayanarak Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası adıyla, Dil Kurumu yayınları arasında bastırmıştır. J.R. Hamilton ise eserin Le Conte Bourdhique adıyla son ve mükemmel neşrini yapmıştır.</p>
<p>Turfan Türk Metinleri adlı eserin bunlar içinde ayrı bir yeri vardır. Bilhassa 8. cüzde yer alan Sekiz Yükmek adını taşıyan metin, kelime zenginliği bakımından dikkati çeker. Ayrıca açık bir ifadenin hakim olduğu metinde yer alan mefhumların Türkçe'de karşılanışı, esere ayrı bir değer katar.</p>
<p>İslâmiyet'ten Önceki Türk Edebiyatının örneklerini veren Göktürk ve Uygur metinleri, şüphesiz sadece bunlar değildir. Ele geçmeyen ve geçmesi muhtemel metinlerin de olduğunu düşünmek gerekir. Zaten âbidelerde kullanılan dilin bir hayli işlenmiş edebî bir dil olması, çok öncelerde Türk dili yadigârlarının bulunması gerektiğini düşündürmektedir.</p>
<p>Yalnız Uygurların edebiyatlarının bir devamı olarak teşekkül eden İslâmiyet'ten sonraki eserlerde, Uygur yazısı, kendisini uzun müddet korur. İslâmiyet'in kabulüyle alınan İslâmî Türk yazısıyla atbaşı yürüyen ve ikili bir alfabenin içine giren Türklük âlemi, eserlerinde her ikisine de yer verir. Uygur yazısını bilen kâtipler “bahşı” adıyla anılır ve Uygur yazısı, paralarda da görülürdü. Hakâniye (Karahanlılar) Devletinde, Moğol İmparatorluğunda, İlhanlılar zamanında, Timurlular ve Altınordu Devleti'nde İslâmî Türk yazısına yer verilmekle birlikte, resmî kitabette daima Uygur yazısı kullanılmıştır. Hattâ Anadolu Türkleri de bu yazıyı bilip kullanmışlar ve bu durum Fatih zamanına kadar kendini korumuştur. Bilindiği üzere Fatih Sultan Mehmed Han zamanında bazı yarlıklar, bu harflerle yazılmıştır.</p>
<p>Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lügâti’t-Türk adlı eseri bir tarafa bırakılırsa, İslâmî Türk Edebiyatının başlangıcında yer alan eserler; Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakâyık, Bahtiyarnâme, Miracnâme, Tezkiretü’l-Evliyâ ve Mîr Haydar’ın Mahzenü’l-Esrâr tercümesi, Uygur yazısıyla yazılan eserlerin başında gelmektedir. Fakat bu eserlerin İslâmî Türk yazısına yer veren nüshalarını da zikretmek gerekir.</p>
<p><span style="color:blue;">İslâmiyet'ten Sonraki Türk Edebiyatı</span><br />
İslâmî devir içinde Türk Edebiyatı, ilk mahsullerini 9. asrın ikinci yarısında vermeye başlamıştır. Bunlar içinde ilk büyük eser olarak, Balasagunlu Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’i görülür. İkinci olarak Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lügâti’t-Türk’ü, yine aynı devrin eseri olmakla birlikte İslâmiyet öncesi Türklükten çeşitli manzumeler, atasözleri vs. gibi türlü metinlere yer vermektedir. Kaşgarlı'nın eseri her yönüyle zenginlik gösterir. Türk dilinden, Türk boylarına, Türk töre ve âdetlerine, gelenek göreneklerine ve coğrafyasına geniş yer ayırır. Kutadgu Bilig ise cemiyet hayatını ele almakla birlikte, daha çok bir siyaset kitabı durumundadır. Her iki eser de Hâkâniye Türkçesi'yle yazılmıştır. Fakat Kaşgarlı Mahmud, Hâkâniye Şîvesinin yanında ikinci bir edebî şîve olarak, Oğuz Türk Şîvesine yer vermektedir.<br />
Oğuzlar, 10 ve 11. yüzyıllarda oldukça geniş bir alana yayılmışlar; İrtiş’ten Volga’ya dayanan sınırları Hazar Deniziyle Mâverâünnehir arasındaki bütün bir bozkır sahasını içine almıştır. Böylece Orta Türkçe ilk devresinde Hâkâniye ve Oğuz edebî şîveleriyle görünüyordu. 12. ve 13. yüzyıllarda ise artık Müşterek Orta-Asya Türkçesi eserlerini verirken, Türklüğün batıya olan göçleri sayesinde Oğuz Türk Şîvesi yalnız Selçuklu tebaasında konuşulmaktaydı. Devletin büyük bir cihan hâkimiyeti fikriyle hareket etmesi, Müslüman olup, halifeye bağlılığı, İranlıların da aynı bölgede yer alması gibi düşünceler, belki Arapça ve Farsça'nın, Türkçe'ye nispetle öne geçmesini sağlamış olabilir. Ancak, askerî Türk unsurlardan meydana gelen bir devlette Türkçe, halka ve orduya bağlı olarak yaşamıştır. Böylece, Oğuz şîvesiyle bu devirde kalıcı bir eser bırakılmamış, bırakılanlar da günümüze kadar ulaşamamıştır. Aynı şîve dairesi içinde Müşterek Orta-Asya Türkçesi'nin doğu ağzı olan Kaşgar ve batı ağzını meydana getiren Harezm ve Sirderya (Seyhun) Irmağının güneyindeki yerlerle Yedisu, Merv, Buhara sahası birer kültür merkezi durumuna gelmişler ve pekçok eserin doğmasına zemin hazırlamışlardır. Aslında bu bölge, çeşitli dillerin de kavşak noktası gibi bir hususiyeti muhafaza etmiştir. Bunun yanında Müşterek Orta-Asya Türkçesi'nin İran ağızları, bilhassa Türkmen Türkçesi, zikre değer bir gelişme göstermiştir. Altınordu ki, kuzey-doğuda Bulgar Devleti, Harezm, Deşt-i Kıpçak bozkırları ile Kırım’dan Bakü’ye kadar uzanan saha, bu Türk illeri içine dahildir. Türkçe, burada da geniş bir yayılma sahası bulmuş ve Kıpçak Şîvesiyle pekçok eserler verilmiştir.</p>
<p>Yesevî ve onun muakkiblerinden (sonra gelen) sonra, 13. yüzyıldan itibaren Çağatay Türkçesi, Eski Türkçe'nin bir devamı olarak, bütün bunların merkezi durumuna geçmiş ve Doğu Türkçesi adıyla, kuzeydeki Kıpçak Türkçe'sini daha sonra kendisinde toplayarak gelişmesini devam ettirmiştir.</p>
<p>Bu durumda İslâmî devir içinde Türk Edebiyatını;</p>
<p>1. Batı Türkçesi'nin ortaya koyduğu edebiyat;</p>
<p>2. Müşterek Orta-Asya Türkçesi'ni takip ederek Kuzey-Doğu Türkçesi'nin meydana getirdiği edebiyat, olarak ikiye ayırmak icab etmektedir.</p>
<p>Selçukluların dağılmasına kadar bir varlık gösteremeyen ve sadece konuşma dilinde kalan Oğuz Türkçesi, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çöküşü üzerine, ortaya çıkan beyliklerin hükümet merkezlerinde birden bire serpilmeye başlamış ve yeni yeni eserler ortaya çıkarmıştır. Orta Türkçe'nin Oğuz Kolu, böylece, Selçuklu Türkçesi'nden sonra yerini, Eski Anadolu Türkçesi'ne bırakmıştır.</p>
<p>Tavâif-i Mülûk devri diye adlandırılan bu devrede Anadolu’da çeşitli kültür merkezleri teşekkül etmiş, halkın kültüre yönelmesi, tebaanın terbiyesi, müellifleri Türkçe yazmaya zorlamış, beyler de buna yardımcı olmuşlar ve Türkçe'ye gereken değeri vermişlerdir. Karamanoğlu Mehmed Bey'in Türkçe üzerinde durmasına rağmen, beylikler içinde kültür faaliyetlerinin en yoğun olduğu beylikler, Osmanlı ve Germiyan beylikleri olmuştur. Ayrıca bir şair veya müellifin zaman zaman eserlerini birden fazla beye sunduğu da görülmüştür. On üçüncü yüzyılın son çeyreğinde Türkçe, resmî yazışma dili olarak kendisini göstermiştir. Bu şîve, yukarıda bahsettiğimiz Kaşgarlı Mahmud’un, iki Türk şîvesinden biri olan, Osmanlı ve Âzerî gibi iki kolu bulunan Oğuz şîvesidir. Yukarıda zikrettiğimiz durumlardan başka, eserlerin Türkçe olarak yazılmasında; tarikat büyüklerinin halkı irşad maksadı, müelliflerdeki Türkçe şuuru, ibret alma düşüncesi, mevzuda çeşitlilik arama, meslek gayreti, hayır dua ile anılma ve unutulmama fikri, tercüme gayretleri vs. gibi sebepler büyük rol oynamıştır.</p>
<p>On üçüncü yüzyılda verilen eserler; pek mahdut olmakla birlikte Anadolu Türk birliğinin kurulamaması, aksine pek fazla bir dağınıklık ve başıboşluk yüzünden, çeşitli bölgelerde bir parıltı durumunda kalırlar. Zaten Anadolu’da Türk Edebiyatının ne zaman başladığı da kesin olarak bilinmemekle birlikte; Selçuklular zamanında bir şifahî (sözlü) edebiyat daima mevcuttur. Buna kıyasla yazılı edebiyattan söz etmek gerekir. Fakat bu bölgede ilk eserlerin neler olduğu, Türk kültür tarihinin meçhulüdür. Devrin içinde bulunduğu kargaşa, öyle sanıyoruz ki, bütün yazılanları almış götürmüş veya yazmaya fırsat vermemiştir. Böylece, Anadolu sahasında 11 ve 12. yüzyıla ait eserlere tesadüf edilememiştir.</p>
<p>Ancak 13. asırdan sonradır ki, Anadolu sahasında bazı eserler ortaya çıkacak, asır asır gitgide genişleyecek ve Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliğini kurmalarından sonra bütün bu kültür faaliyetleri, Osmanlı sarayına taşınacak ve neticede kesintisiz devam eden ve Türklüğün en büyük yazı dili olan Oğuz Türkçesi'yle sayısız eserler vücuda getirilecek, böylece Osmanlılar, Türk kültürünün hâmisi olarak, tarihteki yerlerini alacaktır. Hattâ Türk dili devlete izafeten Osmanlıca olarak adlandırılacaktır. Osmanlı edebiyatını hazırlayanların, hangi bölgede bulunurlarsa bulunsunlar, beyliğin kuruluşundan önce ve sonra da olsa, zikredilmesi gerekmektedir. Çünkü Selçuklu ile birlikte gelen kültür mirası, bu devirde her beyliğe ışık tutmuş ve Klasik Türk Edebiyatının inkişafına temel teşkil ederek geniş rol oynamıştır.</p>
<p>Oğuz Türkçesi, bu devirden itibaren, batıda Osmanlı, doğuda Âzerî olmak üzere iki edebiyat ortaya koymaktadır. Ancak bu edebiyatın 15. asra kadar olan zamanı, aynı daire içine alınmaktadır. Daha sonra dilde görülen ikili kullanışları, her saha, kendine göre umumîleştirmiş ve bazı ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Dildeki bu ayrılıklarda coğrafya da göz önüne alınırsa, gitgide daha geniş ve belirli farklılıkların ortaya çıkacağı muhakkaktır. Onun içindir ki, Batı Türkçesi, Osmanlı ve Âzerî edebiyatı gibi iki edebiyat ortaya koymuştur. Şunu da belirtmek gerekir ki, Türklüğün en büyük yazı dili olan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türk Edebiyatının tesiri, bütün Türk illerinde her zaman varlığını korumuştur. Bunun yanında Osmanlı şairleri, diğer Türk illeriyle irtibatı kesmemek gayreti ve düşüncesine binaen Doğu Türkçesi'yle de şiirler yazmışlardır.</p>
<p>Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 13. Yüzyıl<br />
On üçüncü yüzyılda karşılaştığımız simâların başında, eserlerinde yer yer Türkçe kelimelere ve mülemmâlara yer veren Mevlâna Celâleddin-i Rûmî (1207-1273) görülmektedir. Bunu tâkiben oğlu Sultan Veled’in (1226-1312) Türkçe manzûmeler yazması, ayrıca hakkında pek fazla bilgi bulunmayan, Behâeddîn Veled’in talebelerinden olduğu söylenen Ahmed Fakih’in, dünyanın geçici ve rüya olduğunu konu edinen 83 beyitlik Çarhnâmesi ile Evsâf-ül-Mesâcid adlı mesnevîleri, bu asırda zikredilmesi gereken eserlerin başında gelmektedir. Şeyyâd Hamza ise ilk defa Yusuf ile Zeliha mesnevîsini vermek ve dinî şiirler yazmakla bu asrın bir başka simâsıdır. Ayrıca 79 beyti bulunan Dâsıtan-ı Sultan Mahmud adlı mesnevîsi zikre değer bir eserdir. Diğer yandan tasavvufî ve dînî konuları işlemekle birlikte İran şiir hususiyetini taşıyan, gazellerinde mazmunlara yer vererek Klâsik Edebiyâtın temelini ve nüvesini teşkil eden ve Divan Şiirinin ilk temsilcisi sayılan Hoca Dehhânî, bu asrın kayda değer şâirlerindendir.<br />
Yine bu yüzyılda Seyyid Battal Gazi'nin hayatını ele alan Battalnâme ile Danişmend Ahmed Gâzi etrafında teşekkül eden destanî eser Dânişmendnâme yazıya geçirilmiştir ve Hoca Nasreddin ise (1208-1284) keskin zekâsıyla asrı süslemiştir.</p>
<p>Yunus Emre (1204-1320) ise 13. asrın ikinci yarısı ile 14. yüzyıla taşan, yalnız devrinin değil, her zaman ve her yerde kendisini kabul ettiren, edebiyatımızın en büyük şâirlerinden biridir. Bize yadigâr olarak bıraktığı, dili pek açık ve anlaşılır olan Dîvan’ına bakılırsa, onun, tahsilli, İslâmî ilimlere vâkıf bir Türk dervişi olduğu, pek çok yerleri dolaştığı kanaatine varılır. Risâletü’n-Nushiyye adlı ikinci eseri öğretici (didaktik) bir mesnevî olup, 573 beyit ihtiva etmektedir. O, en çok, eserlerinde ilahî aşkı, varlık-yoklukla hayat ve ölümü işlemiştir. Bilhassa ölüm temasını onun kadar içli ve samimi işleyen şâir pek azdır. Yalnız kendisinden sonra bazı Yunuslar ortaya çıkmış ve şiirleri onlarınkiyle karıştırılmıştır. Bunlar içinde, Âşık Yunus ve Derviş Yunus başta gelmektedir.</p>
<p>On üçüncü yüzyılın bir başka eseri, Şeyyâd İsâ’nın 343 beyti ihtivâ eden Ahvâl-i Kıyâmet adlı mesnevîsidir. Bütün bunlara ilave olarak Şeyh Sanan’ı anlatan Şeyh Abdurrezzak Destanı’nı belirtmek gerekir</p>
<p><span style="color:blue;">Âzerî Türkçesi Edebiyatı</span>Oğuzca adıyla anılan Batı Türkçesi zamanla iki ana devreye ayrılmıştır. Bu ayrılma, Batıda Osmanlı Türk Edebiyatını meydana getirirken, Doğuda da Âzerî Türk Edebiyatı teşekkül etmiştir. Aslında gerek Doğu, gerekse Batı Oğuzcası 13, 14 ve 15. yüzyıllarda pek farklılık göstermez. Selçuklular'dan sonra ortaya konulan edebiyatta her iki Oğuz ağzının temelini teşkil eden dil unsurları mevcuttur. Onun içindir ki, Eski Anadolu Türkçesi diye adlandırdığımız Batı Türkçesi'nin ilk zamanlarında ayrılık görülmez ve bu devir Türkçesi her iki ağzı birleştiren bir husûsiyete sâhiptir. Fakat zamanla Oğuz Türkçesi içinde ortaya çıkan iki dâire, belirli dil unsurlarını kendilerinde umumileştirerek, ayrılma yoluna gitmiştir. Bu ayrılma, ilk zamanlar pek ileri değildir. Hattâ, tarih içinde güçlü ve devamlı bir edebiyat olan Osmanlı Edebiyatı, sadece Âzerî sahasında değil diğer Türk illerinde de kendisini hissettirmiştir. Bu irtibat sadece kültür sahasında olmamış, Osmanlı, yeri geldikçe son zamanlarda bile elinden gelen yardımı bu Türk ülkelerine esirgememiş, Türkçe'nin ve Türk Edebiyatının gelişmesinde mühim rol oynamıştır. Hattâ Halîlî gibi meşhur şâirler Osmanlı sarayı tarafından da himâye edilmiştir. Âzerbaycan’ın siyâsî ve kültür tarihinde Osmanlı'nın bu bakımdan mühim bir yeri vardır. Bütün Türk dünyasında olduğu gibi, Âzerbaycan ile olan münasebet, bugünkü kardeş Türk Dil ve Edebiyatının temelini teşkil etmiştir. Bu noktadan hareket eden Gaspıralı İsmâil ve diğer Türk kültür birlikçileri, Türk dünyasını tek bir yazı dilinde birleştirmek fikrinde, kısa zamanda başarıya ulaşmışlar ve Osmanlı Türkçesi'nin tek bir yazı dili olmasını istemişlerdir. Bu ise Osmanlı Türklüğünün, diğer Türk illerini görüp gözetmelerinin ve onlara duydukları yakınlığın neticesinden başka bir şey değildir. Sırf bu irtibatı koparmamak için bazı Osmanlı şâirleri Doğu Türkçesinde (Çağatay Türkçesi) gazeller bile yazmışlardır.<br />
Zamanla ayrılmaya başlayan Âzerî Türkçesi, dil coğrafyası itibariyle Doğu Anadolu, Güney Kafkasya ve Kafkas Âzerbaycanı, İran Âzerbaycanı, Kerkük ve Irak-Suriye Türklerini içine almaktadır. Âzerî Edebiyatı, daha çok şiir dili olarak kuvvetliliğini kurmuştur. Bu bakımdan Âzerî sahasında Türk Edebiyatının çok kuvvetli şâirleri yetişmiştir.</p>
<p>Âzerî sahası Türk Edebiyatı, 14. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar pekçok şâir, nâsir ve sanatkâr yetiştirmiştir.</p>
<p>On dördüncü yüzyılın Âzerî sahasında yetişen önde gelen şâiri Nesimî'dir (ölm. 1404). Şiirlerinde heyecan ve lirizm hâkimdir.</p>
<p>Bu asrın kudretli şâirlerinden birisi de Kadı Burhâneddin'dir (1344-1399). Kadı Burhâneddin, Oğuzların Salur kabilesindendir. Kayseri’de tahsile başlamış, sonra Mısır’a gitmiş, bilhassa fıkıh sahasında derinleşmiştir. Şam’da Kutbeddîn Razî’den aklî ve naklî ilimler okumuş, sonra Eretna oğlu tarafından Kayseri’ye kadı olarak tayin edilmiştir. Ertena Beyliği'nin dağılması üzerine 1381 yılında Sivas’ta sultanlığını ilân etmiştir. Etrafındaki beyliklerle mücadelelerde bulunmuş, nihayet 1399 yılında Akkoyunlu hükümetini kuran Karayülük Osman Beyle yaptığı savaşta yenilmiş ve idam edilmiştir.</p>
<p>Dîvân’ı vardır. Dîvân’ında kaside, gazel ve tuyuglar bulunmaktadır. Şiirlerine tasavvufun inceliklerini yerleştirmiştir. Ancak, bazı gazellerinde, muhteris bir şahsın maceracı ruhu aksetmektedir. Fıkıh sahasında Arapça olarak yazdığı eserleri vardır.</p>
<p>Bu asrın Âzerî Türkçesi Edebiyatı içinde ayrıca kayda değer şâir ve nâsirleri içinde Erzurumlu Mustafa Darîr gelmektedir. Eserlerini çeşitli yerlerde yazan ve Mısır’da Türkçecilik Cereyanına katılan Kadı Darîr, daha çok Osmanlı Türkçesi'yle yazmıştır. Ondaki Azerîlik, Osmanlı Türkçesi'nin tabiî seyri içindedir. Yûsuf ile Zelîha adlı mesnevîsinin yanında üç ciltlik Sîretü’n-Nebî adlı eseri vardır. Bu bakımdan Türk Edebiyatı içinde ilk siyer yazarıdır. Siyerinde yer alan şiirleri bir hayli liriktir. Peygamberimizi anlatırken yazdığı şiirlerden bazısı, Türkçe'de mevlid türüne öncülük etmektedir. Şiirlerinde Gözsüz ve Darîr mahlasını kullanmıştır. Yüz Hadîs Tercümesi ve Fütûhu’ş-Şam Tercümesi adlı eserleriyle, bilinen eserlerinin sayısı dörde çıkmaktadır. Yalnız Yûsuf ile Zelîha’sı değil, nazmının kudretini diğer eserlerinde de göstermiş ve vakaları yer yer şiirle de ifade etmiştir. Samimî ve açık bir anlatıcılığı olan Kadı Darîr’in hikâye etme kabiliyeti çok yüksektir. O, bu bakımdan Türk Halk Edebiyatı içinde müstesna bir mevkie sahiptir.</p>
<p>On beşinci yüzyılda Âzerî sahası Türk Edebiyatı, en kudretli şâirlerinden biri olan Habîbî’yi yetiştirmiştir. Çobanlık yaparken bir tesadüf eseri Akkoyunlu Hükümdarı Sultan Yakub’la karşılaştığı zaman o, henüz çocuktur. Çoban çocuk ile ona sorular soran padişahın adamı arasında geçen hâdiseyi öğrenen sultan, çocuğun zekâ ve cesaretine imrenerek himayesine almıştır. Habîbî bu sayede ilim ve edebiyat sahasında kendisini yetiştirmiş ve asrının büyük şâiri olmuştur. Sultan Yakub’dan sonra, Safevî hükümdarı olan ve Şiîliği ihdas eden Şah İsmail zamanında ona Melikü’ş-Şuarâ unvanı verilmişse de bu kudretli şâir Safevî sarayını terk ederek, Sultan İkinci Bayezid Han devrinde İstanbul’a gelmiş ve burada vefat etmiştir. Evliya Çelebi, Habîbî’nin Sütlüce’deki Câferabâd Tekkesi civarına gömüldüğünü kaydetmiştir. Onun İstanbul’a gelişinde akîdesine bir halel gelmemesi düşünülebilir. Çünkü bâzı kayıtlarda Şah İsmâil’den bahisle “...oğlu habîs İsmâil, tarîkat-ı bâtılayı ihdas ederek...” şeklinde yer verilmiştir. Gerçekte, onun dedeleri Erdebilli olup, Sünnî idiler. Âzerî cemiyetinin hayat şartlarının doğurduğu sebepler yüzünden Osmanlı sahasına Habîbî’nin dışında; Hamidî, Şâhidî, Sürûrî, Basirî, Kabilî, Bidârî ve Halilî gibi şâirler de geçmişlerdir.</p>
<p>Habîbî şiirdeki kuvvet ve kudret yönünden Fuzûlî ile Nesîmî arasında bir köprü gibidir. Gazellerinde âşıkâne ve safiyâne bir edâ vardır. Türkçesi açıktır. Dînî kültürünün geniş olduğunu şiirlerinden öğreniyoruz. Fuzûlî, onun şiirlerine nazîreler söylemiştir. Bu bakımdan o Fuzûlî’nin yetişmesinde de vazife yüklenmiştir.</p>
<p>Âzerî sahasında yaşayan ve Türk Edebiyatının en büyük şairlerinden olan Fuzûlî de, 16. yüzyıl şâirlerindendir. Bağdat’ta yaşayan şair, Safevî idaresi altındaki bu yerde, Safevî hükümdarlarından iltifat görmemiştir. Ancak Osmanlı hakimiyeti zamanında itibara kavuşmuş ve pekçok eser yazmıştır.</p>
<p>On yedinci yüzyıl geçmişe nispetle Âzerî Türkçesi Edebiyatının sönük bir devresini teşkil eder. Sarayda Farsça'nın hakimiyeti, şairlerin hemen hepsini Farsça söylemeye yöneltmiştir. Bu asırda kayda değer şâirlerin başında Tebrizli Sâib (1591-1671) gelmektedir. İran Edebiyatına Hind üslûbunu getiren Sâib, daha çok hikemî şiir tarafındadır. Bu yönüyle Nâbî’ye tesiri görülür. Dîvân’ından başka Kandeharnâme ve Mahmûd-Ayaz adlı mesnevîleri de vardır. Dîvân’ında Türkçe-Farsça mülemmâlar da mevcuttur. Farsça şiirlerinin bir kısmı, zamanındaki şâirlere nazîre olarak yazılmıştır. Beyâz adını verdiği müntehabat mecmuası, onun zevkinin bir başka yönüdür. Bütün manzumeleri beyit olarak sayıldığında 120 bin beyti bulmaktadır. Bu itibarla asrının önde gelen şâiridir.</p>
<p>Bu asrın kayda değer şâirlerinden birisi de Tarzî’dir. Avşar Türklerinden olan bu şâir, Şah Safî tarafından taltif edilmiştir. Türkçe kelimeleri Fars dili gramerine uydurarak söylemesi onun diğer bir tarafıdır. Ancak tabiî Türkçe ile yazdığı şiirleri, uzun zaman varlıklarını devam ettirmişlerdir. Yine bu yüzyılda “Te’sîr” mahlâsını kullanan Türk ailesine mensup diğer bir şâir Mirza Muhsin’dir. Asrın sonlarına doğru şöhret kazanmıştır. Fakat ekseri şiirlerini Farsça yazmıştır. Türkçe gazelleri azdır.</p>
<p>Mesihî bu asırda Âzerî Türkçesi Edebiyatının mesnevî vadisindeki temsilcisi durumundadır. Varaka ve Gülşâh, Zembûru Asel ile Dâmu Dâne adlı mesnevîlerini zikretmek yerinde olur.</p>
<p>Asrın hükümdar şâiri Şah İkinci Abbas’tır. Saltanatı sırasında âlim ve şâirleri himâye eden Şah İkinci Abbas, daha çok bu yönüyle hizmette bulunmuştur. Sânî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler söylemiştir. Şah İkinci Abbas’ın vak’anüvis târihçisi olan, Şah İkinci Sâfî’nin de vezirliğini yapan Mirza Târih Vâhid Tebrizî de bu yüzyılın şâiridir. Dîvân’ı Türkçe ve Farsça şiirleri ihtivâ etmektedir.</p>
<p>Melik Bey Avcı ile Müştak ve Mevcî bu asırda zikre değer diğer şâirlerdir. Bunlar Kavsî-i Tebrizî ve Sâib de dâhil Nevâî ve Fuzûlî gibi üstad şâirlerin mektebine dahildirler.</p>
<p>Sâdıkî bu asrın Âzerî Türk Edebiyatında Mecmaü’l-Havâs adlı tezkiresiyle yer almıştır. Sâdıkî, Tezkiresi’nde bu sahada yetişen şâirlere yer ayırdığı gibi, Osmanlı sahası şâirlerini de ihmal etmemiştir.</p>
<p>On sekizinci yüzyılda devam eden Fuzûlî ve Nevâî mekteblerinin yanında yeni Âzerbaycan Türk Edebiyatına katılan ve kurucu rolde bulunan Molla Penah Vâkıf (1717-1797) ve Vedidî (1709-1809) gibi şâirler yer almaktadır.</p>
<p>Vâkıf bu yüzyılda Âzerî Türk Edebiyatının en şöhretli şâiridir. Bir Kafkas Türkü olup, Sünnî akîdeye mensuptur. Şöhreti daha çok Kafkas Türkleri arasında yayılmıştır. Vâkıf, Karabağ hükümdarı İbrahim Halil Hanın eşik ağasıdır. İran Şahı Aka Mehmed, Karabağ’ı istilâ etmiş, Vâkıf bu zamanda ölümden kurtulmuştur. Fakat Aka Mehmed Şahın halefi tarafından oğlu ile birlikte öldürülmüştür. Mezarı Âzerbaycan’da Şuşa şehrindedir. Âzerî Türkleri, kabrini evliyâ türbesi gibi ziyaret etmektedirler. Vâkıf divan şiirini elden bırakmamakla birlikte halk şiiri de yazmıştır. Şiirlerinde yaşanılan hayata yer vermektedir. Bunu şâir dostu Vedidî’ye yazdığı gazelinde görmek mümkündür. Âşık tarzındaki şiirlerindeyse divan estetiğiyle halk söyleyişini kaynaştırdığı görülür. Onun tesiri Vedidî ve Ârif gibi asrının şâirlerinde sürmüş ve 19. asrın Âzerî şâirlerinden olan Zakir’de devam etmiştir.</p>
<p>Yine bu devrin Kürenî, Gurbanî, Tufarganlı Abbas gibi saz şâirleri, halk edebiyatı sahasında zikre değer şâirlerdir. Ayrıca bir Türkmen şâiri olan Mahtum Kulu’yu da saha itibariyle buraya dahil etmek gerekir.</p>
<p>Bu asırda Âzerî sahasında yetişen şâirler, bununla kalmaz. Araştırıldığı takdirde daha başka şâirlerin de ortaya çıkması büyük ihtimal dahilindedir. Hüseyin Efendi Gayıbof’un Âzerbaycan’da "Meşhur Olan Şûarâ’nın Eş’ârına Mecmûadır" adındaki antolojisi, bu asra geniş çapta ışık tutmaktadır.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyılda Âzerî Türkçesi Edebiyatı eskiyi devam ettirdiği gibi, Osmanlıya paralel olarak yeniliğe de yüzünü dönmüştür. Fakat Kuzey Âzerbaycan’ın Ruslar tarafından, Karabağ’ın Ermenilerce işgâli bu Türk ülkesini ağlayan şâirlerle doldurmuştur. Vatanın düştüğü felâketi dile getiren şâirler çoğunluktadır.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyıl ortalarından sonra sönmeye başlayan klasik edebiyat (Divan edebiyatı), İran Âzerbaycanı’nda varlığını korumakla birlikte, bizde Şinâsi’nin yaptığı gibi mevzuda değişikliğe uğramıştır. Hattâ bu değişiklik dilde de görülmüştür.</p>
<p>Kuzey Azerbaycan’da klâsik şiir varlığını biraz da tekkelerde sürdürmüştür. Bu bölgede yaşayan Mehmed Askerî mahlâslı bir Nakşî şeyhinin tekke şiirinde öncülük ettiği görülür. Mehmed Askerî daha çok Türkiye Türkçesi'ne yakın bir dil kullanan ve dilde birliğin şuuruna varan bir şeyhtir. Kutkaşınlı Abdullah, onun Âzerî Türk Edebiyatında takipçisi olup dinî şiirleriyle tanınmaktadır. Bölgenin destanî kahramanı Şeyh Şâmil de, bilhassa Dağıstan taraflarında bu dil edebiyatında yer almıştır.</p>
<p>Bu yüzyılın ünlü tarikât şeyhi Mir Hamza Nigârî'dir (1815-1885). Türkiye’de tahsil gören Mir Hamza Nigârî, Osmanlı-Rus Harbinde Türkiye lehinde rol oynamış ve sonunda Anadolu’ya göç etmiştir. Dilinde Türkiye Türkçesi hususiyetlerine yer veren bu şeyhin şiirleri lirik olup, dinî unsurlara da yer vermiştir. Dîvân’ının yanında Çaynâme, Nigârnâme gibi mesnevîleri de vardır. Farsça şiirleri ayrı bir dîvânda toplanmıştır. Şiirinde Fuzûlî tesiri vardır. Âşık şiiri tarzındaki manzumeleri onun diğer bir yönünü verir.</p>
<p>Eski edebiyata bağlı olan şâirler içinde bu asırda Baba Bey Şâkir’i de zikretmek yerinde olur. Baba Bey Şâkir daha çok satirik (yergiyle ilgili) şiirde kendisini göstermiş ve manzumelerinde Rus memurlarının ahlâksızlıklarını, cemiyeti soymalarını ve sahte din adamlarının yaptıklarını dile getirmiştir. Kendisini Güney Âzerbaycan’da Hacı Mirza Mehdî (1830-1896) takip etmiş ve satirik şiirin bölgedeki canlılığını devam ettirmiştir. Manzumeleri daha çok, halk şiirine yakın olup, akıcı bir dile sahiptir. Türkçe'nin yanında Farsça şiirler de yazan Hacı Mirza Mehdî sağlığında bir Dîvân bırakmıştır. Ayrıca Manzara-yı Âşk adlı bir mesnevîsiyle Lâtifeleri mevcuttur.</p>
<p>Âzerî Edebiyatı, belki köklü bir sözlü edebiyata dayanması sebebiyle, bu yüzyılda da Halk Edebiyatı şubesinde varlığını pek fazla hissettirmiştir. Gerek aşıklar (saz şâirleri), gerekse kalem şuarâsı (halk şâirleri) 19. asırda eski geleneği bırakmamışlar ve hece vezninde şiirler yazmışlardır. Bu şâirler az da olsa, ayrıca eski edebiyatın nazım şekilleriyle manzumeler de yazmışlardır. Bu asrın belli başlı halk şâirleri, Mehemmed Beg Âşık, Agabegumaga, Kâzımaga Sâlik, Âşık Peri, Melikballı Kurban, Şekili Hatem, Mücrim Kerim Vardânî, Mirza Bakış Nâdim, Bababey Şâkir, Kasım Bey Zâkir, Hayran Hanım, Andelib Karacadagî, Mehdi Bey Şekâkî, Mîrza Mehdî Şukûhî, Seyyid Ebulkâsım Nebâtî vs. dir.</p>
<p>Âşık Mûsâ (1785-1840) Mehemmed Hüseyin (1800-1880), Âşık Mehemmed, Âşık Dilgam, Âşık Rece, Âşık Hasan, Âşık Cavad ve Âşık Cemâl gibi saz şâirlerini de bu arada zikretmeliyiz.</p>
<p>On dokuzuncu asrın ilk yarısında Osmanlı Türk Edebiyatına paralel olarak, modern edebiyata yönelen Âzerî Türk Edebiyatının bazı isimleri maddî imkânlar temin edilerek, Çarlık Rusyası tarafından yönlendirilmiştir. Bunların başında gelen ve ayrıca Hıristiyan da olan, Mirza Kâzım Bey Zâkir’in Türk Tatar Dilleri Grameri’nden başka eserleri de vardır. Zafer Nağmesi adlı manzumesiyle meşhur olan Mirzâ Câfer Topçubaşı da, Rusların hizmetinde çalışmış Âzerî şâirlerindendir.</p>
<p>Asrın ilk yarısında görülen ve Esrârü’l-Melekût adlı eserini, Abdülmecid Han'a takdim eden Abbas Kulaga Bakıhanlı Kudsî (1794-1846) de âlim, mütefekkir ve istidadlı bir şâirdir. Ayrıca tarih yazarıdır, Farsça'ya âit yazdığı Kânûn-ı Kûsî adlı eserinin yanında Tehzîb-i Ahlâk adlı eserini de zikretmek gerekir. Geleneğe uyarak növhalar (mersiye) yazdığı da vâkidir. Öte yandan Kâsım Bey Zâkir (1784-1857), Vâkıf ve Vidâdî ile başlayan realizmin Âzerî Edebiyatında önde gelen temsilcisi durumundadır. Sanatı kuvvetli olup, güzellik ve sevgi konularını işlemiştir. Onun âşık tarzında yazdığı şiirleri, diğer bir cephesini aksettirir.</p>
<p>İsmail Bey Kutkaşınlı da Rus ordusunda subay olarak hizmette bulunmuştur. Hikâyeler yazmıştır.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, modern edebiyatın takipçileri olarak Mîrza Fethali Ahundzâde (1812-1878), Seyyid Ezim Şirvânî (1835-1888) gibi simalar görülmektedir. Ahundzâde çok yönlü bir şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Eserlerinde Âzerî Türkçesi'ni açık bir şekilde kullanır. Tarihten coğrafyaya, felsefeden dine kadar hemen her mevzuda yazılar yazan bu ansiklopedist şahsiyette, millet kavramına rastlanmaz.</p>
<p>Şahsında Beytü’s-safâ gibi bir edebiyat mahfili kuran Seyyid Ezim Şirvânî, Âzerî Türkçesi yanında Farsça'ya da yer ayırmıştır. Ayrıca eğitimci gaye ile Rebiü’l-Etfâl adlı ders kitabını yazmıştır. Şiirlerinde Fuzûlî tesiri açıkça görülür. Ancak bazı şiirlerinde cemiyetin dertlerini anlatmış ve hicviyeler de yazmıştır. Zaten kendisi bir muallimdir. Külliyatı vardır.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük hâdiselerden birisi, Âzerbaycan’da matbuatın geniş yer tutmasıdır. Bunlar içerisinde; Ekinci (22 Temmuz 1875), Ziyâ, Keşkül, Şark-ı Rus gibi gazete ve dergilerin müstesnâ yeri vardır.</p>
<p>Yirminci yüzyılda Âzerbaycan Türk Edebiyatının belli başlı simaları Câfer Cabbarlı (1899-1934), Resul Rızâ (1910-1981), Samed Vurgun (1906-1956), Mirzâ Aliekber Sabir (1866-1932), Hüseyin Cavid (1882-1941), Seyyid Mehemmed Hüseyn Şehriyar (1907-1987) Bulut Karaçorlu Sehend (1907-1979), Yahya Şeyda gibi şâirlerdir. Şehriyâr ve Yahya Şeydâ gibi şâirler, bugün Azerbaycan ilinde yankılanan ve Türk dünyasınca geniş çapta tanınan şâirlerdendirler.</p>
<p><span style="color:blue;">Çağdaş Âzerî Edebiyatı: </span></p>
<p>On dokuzuncu asrın başlarından itibaren Rus istilâları neticesinde, Azerî edebiyatı, iki kola ayrılır. Bunlardan Kuzey Âzerbaycan Edebiyatı, Rus tesiri altında şekillenirken, Güney Âzerbaycan Edebiyatı da klâsik çerçeve içinde sönükleşir ve bir taklit edebiyatı hâlini alır.</p>
<p>Bunun yanısıra Halk Edebiyatı, bütün canlılığıyla tekâmülünü sürdürmekte olup, âşık tarzı şiirin yanında halk destanları, nağıllar, latifeler, tapmacalar ve bayatılar gibi sözlü edebiyat türleri ileri seviyededir.</p>
<p>Rus istilâsı karşısında, destanlar, ağıtlar oluşturmuş halk şâirleri arasında Abdurrahman Ağa Dilbazof ve Genceli Hasan mühim yer tutar.</p>
<p>Klâsik edebiyat gittikçe zayıflamakla birlikte bilhassa Güney Âzerbaycan’da geleneğini sürdürmektedir. Klâsik Edebiyatın türlerinden gazel ve özellikle mersiyenin Azerî Edebiyatında özel bir yeri vardır. Dâhil, Dilsüz, Râcî, Kumrî, Mukbil, Pürgam, Şuâî ve Ahî 19. asrın önemli mersiye şâirleridir.</p>
<p>Tekkelerde gelişen tarikat edebiyatında ise Hamza Nigâri, Mir Mehemmed Askerî ve Kutkaşınlı Abdullah önde gelirler.</p>
<p>Baba Bey Şakir ise satirik daldaki şiirleriyle tanınır.</p>
<p>Güney Âzerbaycan’da yeni edebiyatın ilk temsilcileri arasında Abdurrahim Talıbof, Zeynelâbidin Şirvânî ve Mirza Ağa Tebrizî sayılabilir.</p>
<p>Konuları, klasik konulardan ayrılmakla birlikte bu dönemin en çok rağbet gören nazım şekli gazeldir. Andelib Karacadağı, Nebatî, Heyran Hanım ve Hacı Mirza Mehdi Şükûhî devrin önemli şâirleridir.</p>
<p>Güney Âzerbaycan’da modern Âzerî Edebiyatının öncüleri, daha çok Rusça’yı öğrenip Batı medeniyetleriyle temasa geçen ilim adamları olmuştur. Mirza Cafer Topçubaşı, Mirza Kâzım Bey ve Abbâskuluağa Bakıhanlı Kudsî ansiklopedik yönü de ağır basan birer şâir ve ilim adamıdır.</p>
<p>Devrin en renkli simalarından biri de Mirza Şefi Vâzıh’tır. Onun yanında realizm çığırının mahallîleşme yönünde en mühim temsilcisi olan Kasım Bey Zâkir ile modern hikâye yazarlarından olan İsmâil Bey Kutkaşınlı önemli isimlerdir.</p>
<p>On dokuzuncu asrın ikinci yarısında Âzerî Edebiyatı, tiyatro yazarı, şâir, mütefekkir ve reformist olan Âhundzâde’nin şahsında en büyük temsilcisini bulur. Lirik şiirleri ve satirik manzumeleriyle Seyyid Azim Şirvanî de asrın en büyük şâiridir.</p>
<p>Âzerbaycan’da Tiyatronun Doğuşu ve Gelişmesi: Âzerbaycan’da tiyatronun ortaya çıkışı, Avrupaî hayat tarzının tesiriyle Tiflis’te olmuştur.</p>
<p>1851’de vali Vorontsov tarafından tiyatro binası hizmete açılır. Başta Ahundzâde’ninkiler olmak üzere komediler, ilk defa Rusça olarak oynanır.</p>
<p>1880’den sonra profesyonel tiyatro toplulukları kurulur. Bu gelişmelerde H. Zerdabi, Necef Bey Vezirli, S. M. Gânizâde, N.Nerimanof, Cihangir Zeynalof ve H. Mahmudbeyof çok büyük hizmetler görmüşlerdir.</p>
<p>Celil Mehmedguluzâde, Abdurrahman Bey Hakverdili, Üzeyir Hacıbeyli, Abdullah Şâik de bu dönemin isimleri arasında önemli yer tutar.</p>
<p>İlk profesyonel tiyatro topluluklarında Hüseyngulu Serabski, Cihangir Zeynalof, Mehdibey Hacınski, H. Ereblinski, Hacıağa Abbasof ve Ebulfeth Veli şöhret kazanmış isimlerdir.</p>
<p>Hüseyin Câvid ve Câfer Cebbarlı, devrin meşhur yazarlarındandır.</p>
<p>1930-1940 yıllarının önemli eser sahipleri arasında Mirza İbrâhimof ve Said Ordubadi vardır.</p>
<p>Daha sonra dramlarıyla İlyas Efendiyef, komedileriyle Sabit Rehman, Enver Memmedhanlı ve son dönemde Şıheli Gurbanof, İslâm Seferli, Ekrem Eylisli, seçkin tiyatro örneği veren sanatçılardır.</p>
<p>Yirminci yüzyılın başında Âzerîler, gözlerini dünyaya çevirmiş, olan bitenler ışığında gelecek hazırlıklarını yapmaya başlamışlardır. Türkiye matbuatı ile yaptıkları alışveriş neticesinde, dildeki yakınlaşma ile edebî ve siyasî münasebetler de gelişmiştir.</p>
<p>Bu yıllarda Âzerî Edebiyatı, Türkiye’ye paralel olarak gelişirken iki ayrı temayülün daha etkisi altındadır: İslâmcılık cereyanı ve sosyal cereyanlar. Yirminci yüzyılın ilk çeyreği bu cereyanların temsilcilerini yetiştirirken, Molla Nasreddinciler adlı bir edebî ekol de bu üçünün senteziyle en doğru yolu seçmiş görünür. Ö. F. Numanzâde ve C. Mehmedguluzâde’den başka Sabir, Ali Nazmi, Aligulu Gamkusar da bu gruptandır.</p>
<p>Romantik temâyülün öncüleri olarak ise Ahmed Cevad ile Memmed Hâdi’yi görürüz.</p>
<p>Ülkenin Sovyet idaresine geçmesiyle, 1920’den önce olgun eserler vermiş sanatçılar, bu dönemde ya susup bir kenara çekilmeyi ya da devre ayak uydurmayı tercih ederler. Bu dönemde mevzular, genellikle 1917 ihtilâli öncesi ve hemen sonrasındaki Âzerbaycan hayatını içine alır. Eserlerde epik hususiyetler ağır basar.</p>
<p>Yusuf Vezir Çemenzeminli, Memmed Sait Ordubadi, Mirza İbrâhimof, Mir Celâl, Mehdi Hüseyin, Enver Memmedhanlı, bu dönemde olgun eserler veren isimlerdir.</p>
<p>Mikâyıl Rızaguluzâde, Osman Sarıvelli, Süleyman Rüstem, Samed Vurgun, Mehdi Seyidzâde, Memmed Rahim, Resul Rıza Sovyet devri Âzerî şiirinin öncüleridir. Onu Cafer Handan, Mirvarid Dilbazi, Nigâr Refibeyli, Elekber Ziyatay, Enver Elifbeyli ve Ehmed Cemil’in oluşturduğu ikinci kuşak takip eder.</p>
<p>Bu dönemin ilk şâirlerinde İkinci Dünya Savaşının tesiriyle sosyal ve siyasî konular ağır basarken, sonrakilerde sosyal hayat, millî ve insanî problemler işlenmiştir.</p>
<p>Bunların dışında Eliağa Vâhid, Nebî Hazrî ve özellikle günümüz Âzerî şiirinin en tanınmış şâiri olan Bahtiyar Vahapzâde’yi ayrıca ele almak gerekir.</p>
<p>Yirminci asırda Güney Âzerbaycan’daki edebiyatın iki büyük isminden Habib Sahir ve özellikle Seyid Hüseyn Şehriyar, sadece Âzerbaycan’ın değil, yakın dönem Türk dünyasının da en büyük şâirlerindendir.</p>
<p><span style="color:blue;">Çağatay Türkçesi Edebiyatı</span>Müşterek Orta-Asya Türkçesi'ni takip eden Kuzey-Doğu Türkçesi'nin meydana getirdiği edebiyat, geniş mânâda Çağatay Türk Edebiyatını meydana getirmektedir. Dîvân ü Lügâti’t-Türk ve Kutadgu Bilig gibi büyük eserlerin ortaya çıkışından sonra Kaşgar Türkçesi, edebî kudretini göstermiş oluyordu. Hakâniye diye anılan bu Türk şivesi, sadece bu eserlerle kalmamış, teşekkül eden yeni kültür merkezlerinde birçok eserler vücuda getirmiştir.<br />
Gerçekte Kutadgu Bilig’le başlayan bu devre, ortaya çıkan kültür merkezlerine göre üçe ayrılırsa da onları Müşterek Orta Asya Türkçesi eserleri olarak zikretmek gerekir. Dil bakımından bu bölgeler Kaşgar şîvesindeyseler de arada bazı ayrılıklar görülmektedir.</p>
<p>Müşterek Orta Asya Türkçesi'nin doğu kolu olan Kaşgar veya Hâkâniye (Karahanlı) şivesi, gerçekte Doğu Türkçesi'ni meydana getirmiştir. Bu şîveyle yazılan eserlerin başında 12. asır mahsullerinden sayılan Edib Ahmed Yüknekî’nin yazdığı Atabetü’l-Hakâyık gelmektedir. Dilin gelişmesi ele alınınca, az da olsa Kutadgu Bilig’den ayrıldığı görülen bu eser, daha çok bir nasihatnâmedir. Edib Ahmed Yüknekî ise devrinde itibarlı bir şâirdir. Eserinde, Kutadgu Bilig’e nazaran daha fazla Arapça ve Farsça kelimelere yer vermiştir.</p>
<p>Asıl 12. yüzyıl Kaşgar Türkçesi edebiyatının en büyük temsilcisi Yesili Ahmed’dir. Ahmed Yesevî (ölm. 1166), ruhu okşayan çekici hikmetleriyle tanınmıştır. Timur Han, bu büyük Türk tarikat şeyhi ve şâirinin türbesini yaptırmıştır. Pekçok lakapla anılan Ahmed Yesevî gerçekte bir mektep kurmuş ve bu mektep, talebeleri tarafından devam ettirilmiştir. Hakîm Süleyman Ata (ölm. 1186) önde gelen talebelerinden olup, Bakırgan’da irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. (Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet adlı eseri, Kültür Bakanlığı tarafından neşredilmiştir.)</p>
<p>Miftâhü’l-Adl adlı fıkıh kitabıysa bu dönemde ayrı bir önem taşımaktadır. On dördüncü yüzyıla kadar bu sahada görülen eserlerden Oğuz Kağan Destanı ve 14. yüzyılın başında Rabguzî’nin yazdığı Kısasü’l-Enbiyâ’nın önemini belirtmek gerekir.</p>
<p>Müşterek Orta Asya şîvesi sadece doğuda varlığını sürdürmemiştir. Bu şîvenin batı ağzı bilhassa Batı Türkistan’da yeni ve canlı bir edebiyatın doğmasına sebep olmuştur. Harezm ve Sirderya (Seyhun) Irmağının güneyindeki yerler; Yedisu, Merv, Buhara gibi şehirler bölgenin kültür merkezi hâline gelmiştir. Burada Türklüğün Kaşgar, Kıpçak ve Oğuz şîveleri karışık olarak yaşadığından, yazılan eserlere de bu durum aksetmiştir. Bölgenin en önde gelen eseri Alioğlu Mahmud’un yazdığı Nehcü’l-Ferâdis’tir. Eser daha çok hadisler ve açıklamalarıyla siyer-i Nebî cinsindendir. Fakat İslâmiyet'e âit geniş bilgileri ihtiva etmesi, her çeşit halk tabakası için yazıldığını göstermektedir. Harezm şîvesi dalını en iyi şekilde aksettiren eserin edebî yönü ayrı bir değer taşımaktadır.</p>
<p>Şeyh Şerif Hoca tarafından yazılan Muînü’l-Mürîd de şîve itibariyle Nehcü’l-Ferâdis’e yakındır. Türkmenler arasında üstün tutulan eser, 14. yüzyıla âittir. Hazermî’nin Muhabbetnâme’si de aynı asrın eserleri arasına girmektedir. Zemahşerî’nin Mukaddimetü’l-Edeb’i ise bu yüzyılda Dîvân ü Lügâti’t-Türk’ü hatırlatır mâhiyettedir.</p>
<p>Dil bakımından yine aynı şîveye dahil olan, fakat nerede yazıldığı belli olmayan eserler de mevcuttur. Bunların başında 12. yüzyılda Ali’nin yazdığı Kıssa-i Yusuf gelmektedir. Eser, Kıpçak Türkçesi unsurlarını da taşımaktadır. Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i Kıpçak Türkçesi unsurlarını ihtiva etmesi bakımından Kıssa-i Yûsuf’a yakındır. Böyle olmakla birlikte Altınordu sahasında yazılan bu eser Oğuz-Kıpçak Türkçesi ürünüdür. Hüsrev ü Şirin, 1341 yılında Harezm bölgesinde Kutub mahlâsını kullanan bir Türk şâiri tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir. Eser ayrıca Nizâmî’nin aynı isimdeki eserinin Türk Edebiyatındaki ilk tercümesidir. Yer yer Kur’ân-ı kerîmden alınan sûrelerin bulunduğu eser, İran Edebiyatının tesiri altındadır.</p>
<p>Bölgenin diğer bir eseri Revnaku’l-İslâm’dır. Eserde o devir Türklük hayatına bir hayli yer verilmiştir. Yalnız Şeyh Şeref’in yazdığı bu eser, daha ziyade Türkmen ağzı ile yazılmış ve pek fazla rağbet görmüştür.</p>
<p>On dördüncü asırda Kıpçak ili dil yadigârları da, edebî yönden zikre değer eserlerdir. Bunların başında Kırım veya Kefe’de yazıldığı tahmin edilen Codex Cumanicus gelir. Eser, Lâtin harfleriyle yazılmıştır. İki kısımdan meydana gelen eserin İtalyan bölümünü lügat, Alman bölümünü ise çeşitli dinî metinler meydana getirmektedir. Eserin Kıpçak Türkçesi'ni öğrenmiş misyoner rahipler tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir.</p>
<p>Kuzeyde yazılan bu eserin yanında Kıpçak Türkçesi'yle güneyde, Mısır’da bilhassa gramer ve lügatçiliği ilgilendiren bir hayli eser vücuda getirilmiştir. Fakat edebî yönden bunlardan ayrılan yegâne eser, 1391 yılında tamamlanan Seyf-i Serâyî’nin Gülistan Tercümesi’dir.</p>
<p>Müşterek Orta Asya Türkçesi'nin bütün edebî faaliyetleri, Kuzey-Doğu Türkçesi dil yadigârları içinde yer aldığı için, geniş manâsıyla Çağatay Türk Edebiyatının birinci ve ikinci devresini meydana getirirler. Dar manâsıyla Çağatay Edebiyatı, Timur ve Timurlular devrinde meydana get